Tokat ,Orta Karadeniz Bölgesinin iç kesiminde yer alan tarihi kültürel ve doğal güzelliklerini koruyarak günümüze kadar taşıyan eşsiz bir Anadolu şehridir.
Kuzeyinde Samsun, kuzeydoğusunda Ordu, güney ve güneydoğusunda Sivas, güneybatısında Yozgat, batısında Amasya topraklarıyla çevrili olan ilimiz, Yeşilırmak’ın bereketli vadisinin üzerinde kurulmuş olmasının verdiği avantajıyla,tarihi boyunca önemli bir yerleşim merkezi olma özelliğini göstermiştir.
Tokat’ın merkez ilçesi güneyde yüksek kesim, orta kesim ve kuzeyde aşağı kesim olmak üzere 3 bölüm halinde kümelenmiştir.
Tokat 1923 yılında il olmuş, Erbaa, Niksar, Reşadiye, Zile ilçeleri bağlanmış,1943 yılında Taşova 1944’de Artova ve Turhal, 1954 yılında Almus, 1987 yılında Pazar ve Yeşilyurt,1990 yılında Sulusaray ve Başçiftlik ilçeleri kurulmuştur. Tokat’a bağlı Taşova ilçesi 1953 yılında Amasya’ya bağlanmıştır.
İlimizde merkez ilçe dahil 12 ilçenin yanında 65 belde ve 609 köy mevcuttur. 2000 yılında yapılan nüfus sayımına göre il toplam nüfusu 828027 olup, bu nüfusun 113.100’ü merkez ilçede yaşamaktadır.
Tokat’la ilgili pekçok bilgi sunma imkanımız var ama biz sadece Evliya Çelebi’nin seyahatnamesinden genel bir sunumda bulunmak istiyoruz.
“Bu havası hoş şehrin dört tarafında, bahçe ve bostanlar içinde sular akar. Bu bahçelerde bülbüllerin ötüşü, insan ruhuna sefa verir. Meyveleri lezzetli ve latif olup, her tarafa hediye olarak gönderilir. Her bağında birer köşk , havuz, fıskiye ve çeşitli meyveler bulunur. Halkı zevk ehlidir. Gariplerle dostturlar.
Kin tutmaz , hile bilmez , deryadil, haluk, halim-selim insanlardır. Herkese iyi zanda bulunurlar. İyi geçinirler. Hayırlı yapılar yaptırmaya hevesleri çoktur. Camii, saray , köşk ve imaretleri o kadar güzel ve metin olur ki buralara girenler hayran olurlar. Şehir geniş ve çok ucuz bir yer olup dünya yüzünde eşi yok gibidir.Yılın her zamanında halkının nimetleri boldur.
Hacı Bektaşi Velinin hayırlı ve bereketli duaları ile bu eski tarihi şehir; alimler konağı, fazıllar yurdu ve şairler yatağıdır.” (Evliya Çelebi, Seyahatname Cilt :5 sayfa 69-70)
AKBELEN (BİZERİ )
Tokat iline 24 km uzaklıktadır. Tokat-Niksar karayolu üzerindedir. Tarih boyu nahiye olarak yönetilmiştir.Tokat –Niksar karayolunun 20. Km sinden yol kuzey-batıya ayrılır. 4km. devam edilerek kasabaya ulaşılır.Düz bir ovanın kuzey batısına yerleşmiş olan kasaba avuç içi gibi bir ovanın ortasındadır. Etrafı dağlarla çevrilidir. Doğusunda Mamu Dağı ve Yeşilırmak vardır. Batısında Yaylacık Dağı ve Topçam Dağı bulunmaktadır. Kuzeyinde Boyalı, Binecek, Südeni köyleri bulunmaktadır. Güney batısında ise Sarıyaprak tepesi bulunmaktadır. Uydu verilerine göre Hamam civarında rakım 780 metre, Caminin olduğu yerde 777 metre olarak ölçülmüştür.
Akbelen’in tarihçesine bakıldığında Milattan önceki dönemlere kadar inilmektedir. Rivayetlere göre Karakaya boğazı dolu set iken Akbelen ovasının doğal göl olduğu söylenmektedir. Tarihi Komana şehri halkı ve yöneticilerinin mesire yeridir. Bundan dolayı köy arazisinde Osut mevkiinin kuzeyinde Kayıkçı Yeri ve aşağıda Gölbaşı isimli mevkilerin bulunmaktadır. Aynı zamanda 1978 yılında köy halkından Mustafa Güven’in tarlasından içinde iki tane oda bulunan bir mağara (Fındığın Mağara) çıkmıştır.
Köy halkından yaşlı insanların dedelerinden dinlediklerine ve kendilerinin de büyük bir kısmını yaşadıklarına göre; Topçam Dağı ve Yaylacık ormanları çok sık olması nedeniyle içinde her çeşit hayvan bulunmaktaymış. Tarih boyu bu ormanlarda sürek avı düzenlenmiş, en çok da geyik avı partileri düzenlenerek bu dağlarda gezintiler yapılmıştır. Yakın zamana kadar evlerin giriş kapılarının üzerine geyik boynuzları asılmaktaydı. Kapıların üzerine geyik boynuzu asmak bir övünme sebebi olur, büyük geyik avlamak gurur kaynağı sayılırmış.
Anadolunun fethinden itibaren Türkler bu topraklara yerleşmiştir. Comana’nın hakimiyeti zamanında Bizeri mesire yeriymiş. Savaş için beslenen atlar ve diğer hayvanlar bu ovada otlatılırmış.
Karakaya boğazının açılmasıyla sular boşalmış, Gözova (Omala) ortaya çıkmıştır. Daha sonraki dönemlerde bu topraklarda beş tane yerleşim merkezi kurulmuştur. Bunlar Akbelen, Çamağzı (Cincife), Yazıbaşı (Difoy), Gözova (Omala) ve Karakaya’dır.
Gözova denilen verimli arazilerin başında kurulan köy tarıma dayalı canlı ve kalabalık nüfusa sahip olmuştur.
Artuk Beyin Artova’yı fethettiği yıllarda Melikgazi önce Niksar’ı daha sonrada Bizeri ovasını fethetmiştir. Melikgazi’nin komutanlarından Hasan Gazi ve Hüseyin Gazi Yaylacık Dağı etrafında bulunan yerleşim merkezlerini fethetmiştir. Tokat ve etrafını fetheden Türkler Boyalı yaylası etrafına otağ kurmuş bu sebeble o dağa Hasangazi Dağı adı verilmiştir. Diğer komutanlardan Hüseyin Gazi de otağını Çiftlik mevkiine kurmuş, Ağca Dede denilen yerde yaralı olan askerleri ikamet ettirmiştir. Adeta hastane gibi bir yer oluşturulmuş, daha sonra şehit olan veya vefat edenleri buraya defnetmişlerdir. Bu gün bile Ağca Dede türbesi olarak ziyaret edilmektedir.
Bizeri adı nereden ortaya çıkmış diye baktığımızda ise burada yaşayanlar, buraların fethedilmesi sırasında Türk askerlerine kucak açmışlar, iyi davranmışlardır. Bu sebeple de Buraya (Bizler Eli) demişlerdir. Zamanla buranın adı Bizeri olmuştur diye rivayetler mevcuttur.
Bir başka rivayet ise; köyün yakınlarından (Yalancı mevkiisinden) geçen o günün büyüklerinden bir insan köy hakkında bilgi istemiştir. Burada Ermeni ve Türklerin sorunsuz bir şekilde yaşadığını duyunca bu köyde Bi-zaruri (zararsız) dediği ve bunun zamanla Bizeri olduğu şeklindedir.
27 Mayıs’tan olaylarından sonra köy ve mevki isimlerinin Türkçeleştirilmesi sırasında Akbelen adını almıştır.
1963’te 250 evden 1700’e yakın nüfusa sahip olan köy 1970 yılındaki nüfus sayımına göre 1497 kişi olarak kaydedilmiştir. Yine bu sayımda 742 erkek, 755 kadın ve 290 hane tespit edilmiştir.
Cumhuriyet döneminde bir süre nahiye olarak yönetilmiştir. Daha sonra Pazar ve Başçiftlik nahiyeleri ilçe olurken Akbelen’in nahiyeliği elinden alınmış 1935’li yıllarda nahiyelik kaldırılarak köy muhtarlığına çevrilmiştir. Nahiye iken kendine 20’den fazla köy bağlı imiş. Bu köyler Tokat’a komşu Gevle’den başlayıp Niksar civarındaki Musapınarı’na kadar uzanmaktadır. Bu duruma küsen Akbelen’liler daha sonraki yıllarda elektrik istemiyoruz diye dilekçe vermişlerdir. Komşu köylerden yedi yıl sonra elektriğe kavuşmuştur. 1983 yılında nüfus 2000’in üzerinde olunca belediye olma hakkı elde ettiği halde belediye olmak istemiyoruz diye yine dilekçe vermişlerdir. Ancak 1999 yılında köy halkının büyük bir isteğiyle belediye olmuştur.
Eskiden nahiyelik vazifesi yapan köy kuruluş sistemi bakımından yeni ve eski köy olmak üzere iki kısımdan meydana gelmiştir. Bu bakımdan diğer komşu köylere nazaran dağınık bir köy kimliğine sahiptir.
Köy kabristanındaki yazılı taşlardan anlaşıldığına göre köyün tam anlamıyla kuruluşu 1600’lü yıllara rastlamaktatır. Yaklaşık 400 senelik bir geçmişe sahiptir. Mezar taşlarında Müezzinoğulları adı yazılıdır . Dört kişilik yan yana bir aile bu mezarlarda medfundur.
1750 yıllarına doğru köyün kuzey yönündeki mevkide bulunan Boyalı köyünden Keleklioğulları Akbelen’e ilk gelenler arasında olduğu köyün yaşlılarınca söylenmektedir. Kelekiler bugün “ağırlık tarla” adıyla bilinen mevkideki tarlaları köy yönetimine satın alarak Akbelen’e yerleşme izni almışlardır. Bu sebeple alınan araziye “ağırlık” olarak alındı denmiştir.
O vakitler birkaç evin bulunduğu köy sonradan başka ailelerin veya kabilelerin gelmeleriyle nüfus olarak çoğalmıştır. Bilhassa Şeyran’dan (Şiran) göç eden aileler ile köyün batı yönünde yine dağlık köy olan Hulvar’dan da aileler gelmiştir. Şeyranlıoğulları, Keleklioğulları, Lulukoğulları ( bu aile Hulvar’dan gelmedir) köyün büyük aile ve kabileleri arasındadır.
Köyün yerleşip gelişiminde katkısı çok büyük olan kişiler Lulukoğulu Mahmut Ağa, Keleklioğlu Halil Ağa, Hacı Hüseyinoğlu Mehmet Ağa, İmam Mehmet Efendi, Hoca Hafız Bekir Efendi sayılabilir. Bunlar zamanında köy önderleri durumunda olup sevilen sayılan kişilerdir. İmam Mehmet Efendi ile Hoca Bekir Efendi alimliklerinden dolayı lider durumunda olan kişilerdir. Bu kişilerin evlerinde her birinin özel misafir odaları bulunur, köye gelenlere yedirir içirirler, fakir fukaraya da bolca yardım ederlerdi. Bundan dolayı köy halkının bu liderlere sevgi ve hürmeti çok büyük olmuştur.
İlk zamanlar kalabalık dört aileden oluşan ve köye ilk gelen Keleklioğulları zamanla çoğalmıştır. Bu ailelerin göç etmesine sebep, o vakitler buralarda su ve arazilerin daha bol ve mümbit oluşudur. Günümüzden 100 sene evvel köyde 25 evin bulunduğu, 10 hane kadarında Ermenilerin oturduğu yaşlılar tarafından ifade edilmiştir. Ermeniler ucuz bağ, bahçe, tarla alıp-satmak suretiyle gelir elde etmişlerdir.
Şeyranlı ailesinden biri fahri nahiye müdürlüğü yapmış, maaşlı olarak da ilk defa 200 kuruş ücretle 1900 yıllarında Keleklioğulları’ndan Halil Ağa bucak müdürlüğüne tayin edilmiştir. 1904’te de seçimle nahiye müdürleri iş başına getirilmiştir. 1935’li yıllarda nahiye merkezi Gökdere’ye (Cilkoru) taşınmıştır.
Harf inkılabından sonrada yeni yazı öğrenimine geçilerek ilk öğretmenliğini Bekir Efendi yapmıştır. Tabii o zamanlar okul binası olmadığından öğrenimlerini evin birinde yaparlarmış.
Köy halkı şimdiye kadar Balkan harbine, seferberliğe , Dersim isyanına, Milli mücadeleye iştirak etmiştir. Milli mücadele yıllarında köy Hocası Hafız Bekir Efendi, o zamanlar eski yazı öğretimi yapan okulda milli duygu ve heyecanı artırmak için öğrencilere marşlar söyletir, küçük çapta askeri eğitim ve yürüyüşler yaptırırmış. Bu faaliyetlerde söylenen marşlardan biri şöyle başlamaktadır:
“Yürüyelim , ecdadımız bu yollardan yürüdü,
Bu toprakta nice aslanın kemikleri çürüdü”
Seferberlik zamanında bir çok bölgede olduğu gibi Bizeri’de de çok sayıda asker kaçağı mevcuttur. Bunlardan bazıları halka çok büyük işkenceler yapmıştır. Hırsızlık, adam öldürme, dağa kaldırma, kız kaçırma, toplanan vergilere ve ürünlere el koyma gibi daha bir çok suç işlemişledir.
Bir çok kaynakta da adı geçen Karamıstık bu kaçaklar arasında en önemlisidir. Çok uzun süre halkı huzursuz eden bu kişiye öldürülmeye karşı “muskalı” denirmiş. Karamıstık bir gün bu muskayı evde unutmuştur. Daha önceden bunu öldürmeyi planlayan Cincife’li (Çamağzı) asker kaçaklarından Nuri Ağa ve Kel İshak bu durumu duyar duymaz bir yolunu bulup Karamıstık’ı o gün öldürmüşlerdir.
Köy halkı Atatürk zamanında Tekalifi Milliye olarak adlandırılan; devlete yapılan büyük yardıma katılmış, elde ettikleri ürünlerin büyük bir kısmını, ellerindeki hayvanları, giyecekleri, yiyecekleri Reşadiye, Baydarlı ve Koyulhisar’a aylarca kağnılarla taşımışlardır. Köy kadınları halk arasında “işkefe” olarak bilinen yufkalardan sürekli pişirerek orduya göndermişlerdir. Bu sevkıyatı yapan kişiler sevkıyat esnasında sağlıklı asker kaçaklarının yanında halkın “kötü asker” dediği hastalıklı ve sakat asker kaçaklarının sık sık saldırılarına uğramışlardır.
Seferberlikten daha sonraki yıllarda devlet yapılan bu yardımlar karşılığında “Yetimler Hakkı” adı altında köye bir heybe dolusu para göndermiştir. O gün ki asker kaçakları bu paraları halka dağıtmamış büyük bir kısmını ateşe atarak yakmışlardır. Kaçaklardan birisi paraların yakılmasına engel olmak isteyen bir kadının saç örgülerinden tekini bir çekmede kökünden sökmüş, kadını kanlar içinde bırakmıştır.
Seferberlik yıllarında köyde genç erkek hemen hemen kalmamıştır. Az sayıda yaşlı ve hasta erkeğin yanında din görevlileri köylerde kaldığından kadınların bir çoğu çeşitli sıkıntılara karşı (kaçırılma, hırsızlık, yoksulluk) bu kişilerle evlenmişlerdir. Bir erkek üç-dört kadınla evlilik yapmıştır.
O yıllarda köy çok büyük bir yangın geçirmiş, evlerin üçte biri yanmıştır. 1962 yılında da aynı yerde bir yangın çıkmış, bu esnada altı kişi ölmüş, dokuz ev kül olmuştur.
Büyük depremden de (Erbaa depremi) köy çok zarar görmüş, 42 kişi ölmüştür. Bu depremin tarihine yaşlı köylüler “Karaağaç’ın gündönümünün 12. gecesi” demektedir.
Bu depremde yakınlarını kaybeden köylüler ağıtlarında şunları söylemişlerdir:
Minareler uçunca top gibi patlar
Kırıldı mihraplar işlemez hatlar
Erbaa’yıda sorarsan akıttı kanlı yaş
Orda da kalmadı bir dikili taş
Bağ geldi bağ üstüne
Bağ gitti dağ üstüne
Ana desem ana yok
Baba desem baba yok
Kaldık yoklar elinde
Elimden tutanım yok
Tarih boyu Hıristiyanlarla Müslümanlar yan yana kardeşçe yaşamışlardır. Fakat seferberlik zamanında Ermeniler katliamlara başlamışlardır. Koca Menük isimli o günün ileri gelen Ermeni liderlerinden bir kişi Ermenilerin cuma namazı esnasında köyün erkeklerine yönelik katliam yapılacağını Tokat’a gelip “biz yıllarca beraber ekmek yedik su içtik. Bizimkilerin bu yaptıklarını vicdanıma yediremiyorum” diyerek vilayete ihbar etmiştir. Bunun üzerine hükümet emriyle ermeni erkekleri sorgulanmak üzere toplanmıştır.
Bizeri’de kalan 10 hane hristiyan 1916 yılında çıkarılan Tehcir kanunundan sonra buradan ayrılmışlardır.
Bizeri’ye Roma'nın (Doğu Bizans) önemli Azizlerinden Sen Bazil (Saint Basil-379) Comana‘ya piskopos olarak atanmıştır. Etrafında olan insanları çok etkilediği için Komana meliki onu kıskanmış bir müddet sonra onunla ters düşmüştür. Aziz Sen Bazil’in Komana ‘nın yöneticileriyle ters düşmesi ile birlikte kendisi pek çok sıkıntıya maruz kalmış daha sonraki yıllarda Aziz Sen Bazil’e yapılan baskıların düzeyi çok artmış, sonunda Yeşilırmağa atılıp o azgın sularda boğularak öldürülmüştür. Cenazesi törenle Bizeri’ye getirilip toprağa verilmiştir.
Hıristiyan halkın Sn. Bazil’e olan sevgisi zamanla Müslümanlara da tezahür etmiş, Müslüman halkta onun mezarını türbe olarak ziyaret etmiştir. Bu mezar sevenleri tarafından o kadar kutsanmış ki daha sonraki dönemlerde buradan taşınan Hıristiyan ahali Sn. Bazil’in kemiklerini sökerek gittikleri yere götürmüşlerdir.
Onun sevenleri mezarının yanına manastır yapmışlardır. Asırlarca Bizeri dini merkez olarak tarihte yerini almıştır. Kırk odadan oluşan Rahibe Manastırı Ermenilerin köyden gitmelerinden sonra harabeye dönmüş, Emin Onbaşı’nın muhtarlık döneminde manastır kalıntıları yıkılmıştır. 25 odası içiçe birbirine açılan bu manastırın divan odası denilen bölümü bir süre muhtarlık ve karakol olarak kullanılmıştır. Kırk odadan oluşan manastırın etrafında “Tuz Gümrüğü” denilen alışveriş alanlarının olduğundan bahsedilir. Günümüzde “manastırın yeri” veya “manastırın bahçesi” diye anılan kalıntılar ve kilise önü çeşmesi adlı yerler bulunmaktadır.
Bir Rum gezgini Bizeri bölgesinden geçerken şunları not düşmüştür:
“Nehirden ayrıldıktan sonra, Karahisara’a doğru doğuda, kuzeye doğru genişleyen vadiyi bulduk. Vadi batı yönünde aralarında Ermeniler dönemine ait eski Bizeri Manastırı’nın olduğu tepelere doğru yayılmaktadır. Chrysostom’un mezarını ve harabelerini içerisinde barındırdığı bilinmektedir. Bu ovadaki toprakların çoğu rahibe manastırına aittir. Söylentilere göre çok gelir getiren bir mesken değildi fakat Tokat’tan gelen şirin yol ve bu yerleşim alanının sıhhat açısından elverişli oluşu, burayı büyük bir sayfiye yeri haline getirmiştir. Burada yaşayan tek rahip Karabaş Oğlu olarak ya da Papazın Oğlu olarak bilinmektedir. Cehaleti ve bağnazlığından dolayı kötü bir üne sahiptir. Fakat entrika ve dolap çevirmedeki büyük becerisi bir çok insanı(Türkü) O’na saygı duyar hale getirmiştir”.
SEFERBERLİK ZAMANINDA ERMENİ VE RUMLARIN BAŞKALDIRILARI Boyalı Köyü’nden Kadir Durmuş, Molla Mehmet (Mehmet Yılmaz) ve daha birçok yaşlı insan Ermenilerin yaptıkları baskın, hırsızlık, çete faaliyetleriyle ilgili pek çok hatıralarını anlatmışlardır. Aşağıda hem tarihi bilgi olarak sabit olan hem de anılarla doğrulanan bazı bilgilerin verilmesinde fayda olduğunu düşünmekteyiz.
1904 yılında Merzifon Amerikan Kolejinde kurulan Rum Pontus Cemiyeti okulda gizli çalışmalarına başlamışlardır. Önceleri okulda Pontus devletinin yeniden kurulması için planlar yapmışlar, Samsun Metropoliten kilisesinden aldıkları maddi yardımlarla askeri malzemeler temin edilmiş, özellikle Tokat’taki Rum köylerinde Pontusçuluk fikirlerini yaymak için kullanmışlardır. Rum köyleri en çok Yaylacık Dağı etrafında olduğu için Hıristiyan Ortodoks mezhebine mensup Rumlar İstanbul Rum Ortodoks kiliseler birliğinden maddi manevi destek almışlardır. Tokat’ta Rumların oturduğu köylere bu yardımlar gelince silahlanıp, Yaylacık Dağındaki bazı bölgelere gizli yerler yaptılar. Bu yerler Hızar deresi, Karanlık Dere , Kalay Yeri gibi sapa olan bölgelerdi. Yaylacık dağının seçilmesi tesadüf değildi. Çünkü Rumların çoğunlukta olduğu köyler bu dağın yüksek kesimleriydi. Sık ormanlarla kaplı olduğu için saklanmak ve barınmak çok kolaydı. Yaylacık dağında yirminin üzerinde yaylanın olması, hayvanların bulunması eşkıyaların beslenmesini kolaylaştırıyordu. Coğrafi konum olarak da eşkıyalığa elverişliydi. Güneyinde Tokat, Doğusunda Niksar ve Almus, Kuzeyinde Erbaa, batısında Turhal ,Güney Batısında Pazar’ın olması ulaşım ve ihtiyaç temini bakımından aranılan yer konumundaydı.Tokat’ta yaşayan Rum eşkıyaları şu bölgelerde huzursuzluklar çıkarmışlardır:
Sarı Tarla,
Çerdiğin,
Endik Pınar,
Göl Önü,
Kırk Harman,
Eskili,
Kozluca,
Ilıca,
Kız Öldüren,
Heriz Dağı,
Kalaycılar,
Karapınar,
Sarı Göl,
İnce Su,
Gök Eşme,
Halil Ekinciği.
Propaganda için Samsun’dan getirilen gazeteler ve kitaplar bu köylere dağıtıldıktan sonra Tokat Rumları,Tokatta Lazaros isimli Rum’un evinde toplantılar yapmışlardır.
Osmanlıyı nasıl yıkacaklarını ve bu bölgede Rum Pontus Devletini nasıl kuracaklarını planlamışlardır. Lazaros’un evi Pervane Hamam’ına yakın bir yerde imiş, bu ev ihanetin odağı olmuştur. Mondros Mütarekesinden sonra başlayan bu şer yuvaları çok daha rahat bir şekilde ihanetlerine devam etmişlerdir. Kurtuluş Savaşından sonra Lazaros evini terk edip Suriye’ye kaçmıştır. Bu ev arandığında askeri malzemeler, Yunan tüfekleri, Alman bombaları ve Yunan Subaylarının elbiseleri bulunmuştur.
Asker kaçağı olarak başlayan, yol kesmek, onlar için gündelik bir iş halini almıştır. Tokat’ın, bu acıklı hallerden en çok sızlanan bölgesi Erbaa, Niksar, Reşadiye ilçeleriyle birlikte Tokat’ın Yaylacık Dağı bölgesidir. Bu bölgelerde kuvvetli çeteler kurdular. Bu haydutların haddi bildirilmesi gerekirken, Erbaa’ya bir Ermeni kaymakam atanmıştır. Bu kaymakamdan da cesaret bulan çeteler Tokat- Erbaa yolunu keserek canlar yakmaya, haydutluklar yapmaya devam etmişlerdir. Artık Rum köylerine ne jandarma, ne tahsildar, ne de mübaşir gidemez olmuş, Türk köylerinde bir korku başlamıştır. Çünkü gençler askere alınmış, köylerde ihtiyarlar, kadınlar ve çocuklar kalmıştır. Rumlar yakaladıkları Türkleri kazığa vurmuş, ırmakta boğmuş (Yeşilırmak), çam ağaçlarına bağlayıp yakmışlardır. Yaktıkları kadınların gözyaşartan kokuları etrafı sardıkça keyiften bağıra bağıra gülmüşler; “bu kadında amma da yağlıymış ha, ne güzelde yandı bee” diye iğrenç naralar attıkları kulaklara adeta çivilenmiştir.
BAŞLICA RUM ÇETELERİ
Zulüm yapmakta aşırı ileri giden Rum köylerinde birçok çete vardı. Rum köylerinde kurdukları çetelere Tokat ve ilçelerinden de katılanların sayısı hayli kabarık idi.
İleri gelen Rum çeteler şunlardır :
1- Kalaycı Oğullarından Lefteroğlu Yorgi Çetesi (Karayorgi lakaplı )
2-Deli Girek’in oğlu Dimitri Çetesi
3-Kara Lazarı Çetesi
4-Koca Anastas Çetesi (En azılı çete gurubu bunlardı. Çok can yaktılar.)
5-Kara Yorgi Çetesi.
6-Deli Hacı Çeteleri.
7-Arapoğlu Çetesi.
8-İstil Çetesi.
9-Mihail Çetesi.
Bu çeteler birleşerek çok büyük insan gurubu halini alıp rahatlıkla Türk Köyleri’ni basıp yağma ederler, yağmaladıkları malzemeleri Yaylacık Dağı’nda bulunan Karanlık Dere’de saklarlarmış.
Rumi 1335 tarihinde Erbaa ve Tokat Ermeni Çeteleri birleşerek Bizeri (Akbelen) Nahiyesi ile Hulvar (Çamlık) ve Boyalı Köyleri’ne baskın düzenlemişlerdir. Aynı gün akşama doğru Hulvar (Çamlık) Köyü’ne baskın düzenlemişler, 50 tane kara sığır hayvanı 5 tane eşek 1 tane at alıp gitmişler, köylüleri öldürmemişlerdir.
Aynı günün akşamı yatsı vakti civarında Boyalı Köyü’ne gelen eşkıyalar, evleri ateşe vermiş dışarı çıkarttıkları hayvanları köyün yukarısında toplamışlar; Boyalı halkı ile çatışmaya başlamışlardır.
Bu gürültüyü duyan Bizeri halkı nahiyede bulunan karakola koşmuş, karakoldaki askerler ve komutanlarla beraber Boyalı’lıların imdadına gitmişlerdir. Bizeri’liler gelinceye kadar Ermenilerin bir kısmı hayvanları alıp gitmiş, diğerleri evlerdeki erzakları yağmalamaya başlamışlar, hatta buğday zannedilerek höllük (eskiden bebek bezine sarılan kuru toprak) çuvallarını alıp kaçmışlardır.
Bizeri’den gelenler yetişinceye kadar hayvanlar ve gıda maddelerini alıp götürmüşler sıra köyde bulunan genç kızları ve kadınları götürmeye geldiğinde Bizeri’den gelenlerle çatışmaya başlamışlar, bu çatışma gün ağarıncaya kadar devam etmiş, nihayetinde kadınlar kurtarılmıştır. Sabahleyin 15 yaralı Türk hastaneye götürülmüştür. Boyalı’daki evlerin çoğu yanmış sadece camiinin etrafındaki evler sağlam kalmıştır.
Bu çatışmalar esnasında dört Rum öldürülmüştür.
Fakirlik ve yoksulluk günlerinde Boyalı’lılar Bizeri Nahiyesi’ne bağlı köylerden çok yardım almışlardır. Kiminin yiyeceği kiminin giyeceği yokken birde hayvanlarını ve yiyeceklerini çaldırmışlar, açlık ve sefalete itilmişlerdir. Bizeri Nahiyesine bağlı köylerde can kaybı pek olmamıştır. Sebebi ise Bizeri’de karakolun bulunması ve halkının çok duyarlı oluşundandır.
Bütün bu baskınların sebebi, hayli çoğalan Ermeni Çetelerini beslemek ve Tokat’ı düzenlenecek bir baskınla ele geçirilebilecek hale getirmekti.
Türkler daima savaşlara gittiler, şehit veya gazi oldular. Birçokları sakat kaldı. Onlarda çalışamayacak halde oldukları için fakirlik ve yoksulluk had safhada iken düşman halkımızı en zayıf anında sırtından hançerledi. Askere gidenler geri dönmeyince köylerde genç nüfus kalmadı.Yaşlı erkekler ile kadınlar kaldı. Onlarda bir şeyler ekip biçemediler ve üretemediler. Buna karşın Ermeniler askere alınmadığından sanat öğrendiler, usta oldular, iyi para kazanır hale geldiler, refah içinde yaşadılar. Birinci Dünya Savaşı başlayınca seferberlik ilan edildi. Bizeri’den 300 kişi bir anda cepheye götürüldü. Boyalı’dan 60 kişi gitti. Bunların kimisi Rus Cephesine, kimisi Yemen’e gönderildi. Bu durumu bilen içimizdeki azınlıklar (Rum-Ermeni) saldırıya geçtiler. Türklere pek çok zarar verdiler.
Daha sonra Türk Ordusu tarafından ezilen bu asiler kaçıp gittiler. Bunların çoğunluğu Suriye’ye göçtüler. Bir çoğuda Lazkiye’ye oradan da Fransa’ya geçtiler.
O yıllarda bu bölgede yaşayan Ermenilerden birinin kızı komşu köyden bir Türkle evlenip çoluk çocuğa karıştı. Yaşıda epeyce ilerledi. Bazen yanında eski günler anlatılınca çok üzülüp ah çekerek “Biz ne yaptık ne ettiysek kendimize ettik” diyerek tekrarlarmış. Niye böyle söylüyorsun diye sorulduğunda “Biz Türkleri bu topraklardan kovalım derken kendi ektiğimizi biçtik zararımız kendimize oldu” dermiş
1963-1965 YILLARI ARASINDA AKBELEN’DEN KESİTLER
Nüfus ve ekonomi (1963) 1500’e yakın nüfusun vardır. Bir eve ortalama 6 kişi düşmektedir. Köy orta halli ailelerden oluşmaktadır. Zengin denilebilecek aile hemen hemen yok gibidir fakat fakirde çok azdır. En büyük toprak mülkiyeti 60 dönem olup, bu da ancak beş aile kadardır. En ufak mülk 3-5 dönümdür. Sayısı 50 aileyi bulmaktadır. Ortalama mülk 30 dönüm kadar olup 80-90 ailenin varlığı bu civardadır.
Köyün tüm mülkü 5000 dönüme yakındır. Sulanan arazi 4000 dönüm , susuz arazi ise 1000 dönüm civarındadır. Köyde önem sırasına göre, tütün, buğday, pancar, arpa ve yulaf yetiştirilir. Ekilen buğday 1500 dönüm , arpa ise 500 dönüm kadardır. Buğday bire dört, arpa bire yedi verir. Tütün 1000 dönümlük araziye ekilir, her dönümden ortalama 40-60 kg. tütün elde edilmektedir. Pancarda 400 dönümlük araziye ekilir, dönümden ortalama 3 ton pancar elde edilir.
Ailelerin yıllık ortalama kazancı 3000 Lira civarındadır. 1938 yılında başlayan bağcılık son yıllarda gelişmeye başlamış 300 dönüme yükselmiştir. Süt ve yağcılık gelişmemiştir. Dolayısıyla bunlardan kazanç yoktur. Meraların olmayışı hayvancılığın gelişimine mani olmuştur. Birkaç aile arıcılıkla uğraşmakta, fenni kovanlarla iş yapmaktadırlar.
Köyde 250 kadar koyun, 2500 kadar keçi, 600 kadar sığır vardır. Çeki hayvanı olarakta öküz kullanılmaktadır. 250 eşek, 30 kadarda at vardır. Herk, pullukla ve karasabanla yapılmaktadır. Köyde traktör yoktur. Köyün taşıtı kağnıdır.
Köyün 8 tane kamyonu vardır. Bu kamyonlar devamlı olarak civar odun depolarından vilayete odun taşımak suretiyle kazançlarını temin etmektedirler.
Köyde 3 tane değirmen vardır. Bir tanesi 1963’te kurulmuştur. Bu değirmen motorla çalışmaktadır. Diğer iki tanesi su değirmenidir. Köylünün baş gıda ve yiyeceklerinden biri olan bulgur bu değirmenlerde değil de özel taşlarda veya el değirmenlerinde yapılır.
Köyde 6 adet bakkal , 1 adet demirci, 2 adet nalbant, 2 tenekeci dükkanı birde tarım kredi kooperatifi vardır. Kooperatif 16 köyün merkezi olup 859 ortağı vardır. Kooperatif ortakları aldıkları borç paraların hemen hemen hepsini istihsal işlerinde kullanırlar.
Köy esas itibariyle ziraatçıdır. Fakat bilhassa ekin ziraatı köyün yüksek bir refah seviyesine çıkmasına yeterli değildir. Bunun için türlü kazanç yollarına baş vurulmakta, örneğin köy sandığı hesabına yeni yeni fidanlar dikilmek suretiyle gelir kaynakları çoğaltılmaya çalışılmaktadır. Son aylarda (1963) 1080 adet mahlep fidanı dikilmiştir. 30 ceviz ağacı, 1000 adet kadarda kavağı vardır. Tüm bunların geliri köy sandığına aittir. Yıllık ceviz ve mahlep geliri olarak bütçeye 2000 Liraya yakın gelir kaydedilmektedir.
Köyde çeşitli kurslarda açılmıştır. 1944-1945 yılları arasında dokumacılık (tezgah) kursuna 20 kız ve kadın iştirak etmiş olup bir devre sürmüştür. Kurs bitiminde ve örnek olmak amacıyla 8 kursiyere tezgah verilmiştir. Bu tezgahlarla köylü özel ihtiyaçlarını karşılayabilmektedir.
Eskiden bir marangozun bulunduğu köyde dört yıl evvel açılan kursla sayıları 10’a yükselmiştir. Biçki-dikiş kursuda açılmış olup bu kurslara iştirak eden talebelere aile nizamı, görgü ve iş bakımından çok faydalı olmuştur.
Eğitim ve kültürel durum:. Şimdiki okul binası ( o yıllarda kullanılan) 30 yıl evvel yapılmış (takriben 1935’lerde) olup altı sınıflıdır. Altı öğretmen görev yapmaktadır. Köyde hemen hemen okumamış kimse yoktur. Okumuşluk oranı %80’i bulmaktadır. Okul çağındaki çocukların okula devamı %98 civarındadır. Bu oran iki üç yıl evvel daha düşüktür. O zamanlar kız öğrencilerin devamında da güçlük çekilmekteydi.
Köyün eski okulu (1965)
Şimdiye kadar okuldan 300’e yakın öğrenci mezun olmuştur. 20’ye yakın kimse orta tahsilini, bir tanesi de yüksek tahsilini yapmıştır. Köy çocuğunu birinci derecede ve devamlı surette aile ve çevresi terbiye eder, çocuk köyde hayvanlarla, sapan, tarla vb. işlerle uğraşır. Bunun için çocuklar küçük yaştan itibaren devamlı iş başındadır.
Ekonomik kısımda belirtildiği gibi dikiş, nakış kursu köyde açılmış olup bu gün dikiş-nakış bilmeyen genç kız kalmamış gibidir. Köyde dikiş makinelerinin sayısı 40’ı geçmektedir.
Ailenin can damarı annedir. Çocuklarına bakar, onları yetiştirir. Yiyecek ve giyeceklerini ailenin fertlerine hazırlar. Evi temizler. Tertip ve düzenlerini sağlar. Hayvanlara bakar, tarla-bağ ve bahçe işlerine bakarlar. Eğer baba ölmüşse evin reisi annedir. Evin harici işlerinde erkek çocuğu yoksa vazife yine annenindir. Kız çocuğu harici işlere gönderilmez. Köy odası , resmi işyerleri gibi yerlere anne kendisi gider. Süt sağmak, yoğurt, yağ, çökelik, peynir yapmak; yün ve örgü işleri, çorap, kilim, heybe, çanta, aba ve şalvar dikmek yine anneye düşen devamlı görevler arasında yer alır.
Ailenin reisi olan baba hem aileyi idare eder, hem de zirai işler gibi en eski ve çok zor bir mesleğin bütün icaplarını yerine getirir. İşi ağırdır. Lakin işi ile o kadar yorulmuştur ki faaliyet onun özü olmuştur. Vazifesinin mühimi ailesinin geçimini temin ve idare etmek, ailenin menfaatini korumak, çocuk yetiştirmektir.
Baba boş zamanlarını köyün “köşe yada çenenin önü” denilen yerinde ve insanlarla oturarak geçirir.
Bütün köy ailelerinin çok çocuğa kavuşmak isteği vardır. Çocuk doğar doğmaz göbeği kesilir. Başka yerlerde olduğu gibi ağzına bir miktar yağ ve bal çalınır. Yedi günlük olunca kulağına ezan okunarak adı konulur.
Höllük denilen sıcak toprak içerisine konularak kundaklanır. Bebekleri uyutmak için ninniler söylenir. Bunlara örnek olarak;
Bahçeye kurdum salıncak
Eline verdim oyuncak
Ne uyuman hey yumurcak
Ninni yavrum ninni...
Ninni dağların eteği
Bu köy garipler yatağı
Anasının dert ortağı
Ninni yavrum ninni...
Çok ağlayan çocuklara nazar değdi denilerek kurşun döktürülür. Nefesi keskin kimselere okutulur. Nazarlık takılır. Kaburga kemikleri batmıştır diye ters çevrilir. Anneler yoğunluklarından dolayı çocuklarla tam anlamıyla ilgilenemezler. Çocuk hastalandığında çok ciddi bir tepki gösterilmez. Çocuğu sıcak çalarsa (güneş çarpması) vücuduna sarımsaklı yoğurt sürülür. Soğuk algınlığına karşı pekmez yedirilir veya çocuk terletilir.
Bu şartlar altında büyüyen çocuk 9-10 yaşlarına geldiğinde belli başlı işleri ve meslekleri öğrenmiş olur. Hayvanlara bakmak, tarla sürmek, araba ve hayvana yük yüklemek, hayvanlara bakmak gibi.
Kız çocukları kardeşlerine bakar, evleri temizler, çeşmeden eve su getirir, dikiş diker, çorap örer, ekmek ve yemek pişirir.
Köylünün eğlenceleri genellikle düğünlerdir. Düğün umumiyetle bir hafta sürer. Düğün yapılmadan düğün sahibi akrabalarını toplar, nasıl bir düğün yapılacağını, gelecek misafirlerin kimlerde ağırlanacağı gibi konular karara bağlanır.
Köy halkına okunyuntu denilen davetiye gönderilir. Bu davetiyeler duruma göre terlik, sabun, havlu gibi şeylerdir.
Düğün başladığında başka köylerden gelecek misafirlerin yolu gözlenir, davul-zurna ile karşılanır. Düğün devam ettiği müddetçe her gece geç saatlere kadar eğlence düzenlenir. Köyün orta yerinde ateş yakılır. Köy gençleri çeşitli kıyafetler giyerek ateşin etrafında davul-zurna eşliğinde türlü oyunlar oynar.
Gelin başka köyden geliyorsa merasimle getirilir. Gelin köyünün gençleri damat tarafından hediyeler ister. Düğün alayı ve vasıtanın önü iple kesilir. Düğünün biteceği gün istenirse güreş düzenlenir.
Eski camiye gelince; minaresi 1963’te tuğladan yapılarak yenilenmiştir. Köy idaresinin elinde para olmamasına rağmen birkaç günde büyük miktarda para toplanmıştır. Caminin masraflarını karşılamak üzere bir miktar arazi tahsis edilmiştir. Bu arazi muhtarlıkça işletilmektedir. Caminin masrafı ve tamiri için halk elinden geleni yapar. Caminin odun ihtiyacını halk gidermektedir.
Camiye köy halkından bir kişi görevlendirilir ve bu kişi caminin temizlik, ısınma gibi faaliyetlerini yerine getirir. Bu kişinin ücreti halk tarafından karşılanır.
İmam aydın bir kişidir. Fakat yaşlı ve alim olmasına rağmen köyün kalkınması için halka tesir edememektedir. Zaman zaman Hafız Bekir Efendi bundan dert yanar. Lakin köylünün hocaya saygı ve hürmeti büyüktür. 40 yaş üstü olan herkes camiye devam etmektedir. Köyün yeni mahallesinde okulun yan tarafında cami yapımı için önceden ayrılmış arsaya 1965 yılının yaz mevsiminde cami yapma hazırlıklarına başlanılmıştır.
1964 yılında 5 bin liraya yapılan hamama pek gidilmemektedir. Kadınlar ve çocuklar yunnuk denilen yerde yıkanmakta erkekler evde banyo yapmaktadır.

Köy hamamı (1965)
İhtiyar heyetinin gayreti ile 1964 yılı Mart ayında yakıt parası köye, yapımıda bayındırlık müdürlüğüne ait olmak üzere köyden şoseye uzanan 4 km’lik yol yaptırılmıştır. Çevre ile haberleşme bekçi, muhtarlık yada orman muhafaza memurluğunun telefonları ile, posta işleride 15-20 günde bir celpçi ve vilayette bakkallık yapan köylüler vasıtası ile olur. Doğum ve hastalık gibi ani vakalarda haberleşme telefonladır. Kışın vasıtalar yaz mevsiminden daha sık işler. (Kaynak: Altuğ ACUNER, 1963-1965 yılları arası köy incelemesi çalışması. O yıllarda kendisi ve hanımı köyde öğretmenlik yapmıştır).
GÜNÜMÜZDE AKBELEN (2004)
Yapılan tespitlere göre Akbelen’de ve Akbelen dışında yaşayanların nüfus bilgileri şöyledir:
Hane Sayısı Yaklaşık Nüfus
Akbelen 370 2250
Tokat 450 2500
İstanbul 120 500
İzmir 60 250
Ankara 25 100
Yurtdışı 75 330
Diğer 50 170
TOPLAM 1150 6100
Akbelen kasabasının geliri tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Şeker pancarı, vişne, domates, patates, yeşil ve kuru fasulye, buğday, soğan, salatalık, sarımsak, ceviz, badem, elma, kiraz, biber, nohut, mahlep vb. meyve ve sebzeler yetiştirilmektedir. Son yıllarda meyveciliğe olan eğilim artmaktadır. Yeni meyvelik alanlar oluşturulmakta, bu konuda Tarım İl Müdürlüğü’nün de desteği alınmaktadır.
Tarımcılık istenen düzeyde değildir. Çok büyük miktarda sulu ve verimli topraklara sahip olan Akbelen istenilen düzeyde üretim yapamamaktadır. Sera üretiminin yanında, organik tarıma da son derece müsait olan arazi şartları atadan kalma bilgi ve tekniklerle işlenmeye devam edilmektedir.
Yıllık ortalama 300 ton civarında vişne üretimi yapılmaktadır. 15 bin yetişkin, bir o kadarda fidan bulunmaktadır. Bunun üçte ikisini Dimes, üçte birini de diğer firmalar meyve suyu sanayiinde değerlendirmektedir.
Kasabada 120 civarında traktör bulunmaktadır. Bunların yanında da römork, tırmık, patoz vb. ekipmanlar mevcuttur.
18 hanede toplam 2500 kadar yerli tip koyun vardır. Büyük baş olarak ta 2000 civarında hayvan mevcuttur. Bunların tamamına yakını yerli cinstir.
Köyde özel sektör girişimi olarak alabalık tesisleri mevcuttur. 1997 yılında yaklaşık 20 ortaklı olarak kurulan bu tesiste yıl boyunca üretim yapılmaktadır. Yıllık ortalama 10 ton üretim yapılmakta ve iç piyasada değerlendirilmektedir. Elde edilen gelirin büyük bir kısmı yeniden yatırıma yönlendirilmektedir. Alabalık bu bölgenin simgesi haline gelmiştir.
Hayvancılık açısından da yeni projeler düşünülmektedir. Hayvancılık bölgede çok gelişmiş değildir. Önceden kullanılan köy dışında kurulmuş hayvan yetiştiriciliğine yönelik ahırlar atıl durumda beklemektedir. Mevcut hayvanlar daha çok aile ihtiyaçlarını karşılayacak düzeydedir. Elde edilen sütlerin çok az bir kısmı Dimes ve Aytaç Süt Fabrikası’na satılmaktadır. Hayvan yetiştiriciliğine müsait arazisi ve bölgenin en güzel yaylasına sahip olan Akbelen maalesef bu avantajdan yararlanamamaktadır.
Akbelen; turizm rehberlerinde de özellikle belirtilen Tokat yöresinin en güzel yaylalarından biri olan yaklaşık 1800 metre yüksekliğinde bir yaylaya sahiptir. Burası çim kayağına da son derece uygundur. Belediye tarafından buraya yazlık evlerin yapılmasına öncülük edilmiş ve elektrik çekilmesi konusunda girişimlerde bulunulmuştur.
Akbelen Kasabası tipik bir Tokat köyü özelliklerini yansıtmaktadır. Diğerlerine oranla göze çarpan bir farklılığı yoktur. Belediye olduktan sonra alt yapı problemlerinin çözülmeye başlamasıyla birlikte sosyal yönden bir canlanma göze çarpmaktadır.
Gelenek ve göreneklerine son derece bağlı olan Akbelen halkının şu anda okuma yazma bilmeyeni hemen hemen yok gibidir. Tokat köyleri içinde eğitimli insan gücü açısından en zengin köy denilebilir. Yeni neslin eğitim düzeyi en az ortaokul, büyük bir kısmı ise lise mezunudur.
İlköğrenimlerini köyde tamamlayan çocuklar köy halkına ait arabalarla Tokat merkeze günlük olarak götürülmek suretiyle değişik liselerde eğitim almaları sağlanmakta ve bunların yüksek öğrenim alabilmeleri içinde çaba sarf edilmektedir
Köyde Vali Recep YAZICIOĞLU zamanında köylü-valilik işbirliği ile yapılan ilköğretim okulu ve bu okula ait öğretmen lojmanları mevcuttur. Eski ilkokul binası yıkılmıştır. Bunun yanında önceden ortaokul olarak kullanılan binada vardır. Fakat burası boş bekletilmektedir.
Köy halkı geçmiş yıllarda tüm Türkiye’de olduğu gibi gelişmiş bölgelere çok sayıda göç vermiştir. Köyde neredeyse genç kalmayacak duruma gelmiştir. Fakat Çakırdere mevkiine baraj yapılması ve Köyün 1999 yılında belediye olmasıyla birlikte köy halkı arasında yeniden bir toparlanma olduğu gözlenmektedir. Göçün durmasının yanında tersine göçün olduğu dahi gözlenmektedir.
Akbelen’de günlük ihtiyaçlara yönelik olarak demircilik, marangozluk ve kaynakçılık gibi meslekleri icra eden aileler mevcuttur.
Temel sağlık hizmetlerini alabilmek amacıyla doktoru ve hemşiresi olan bir adet sağlık ocağı mevcuttur. Bu sağlık ocağından daha kapsamlısı ise 3 kilometre uzağındaki Yalancı Sağlık Ocağı’dır. Halk temel sağlık hizmetlerini bu kurumlardan almakta, daha büyük ihtiyaçlar için Tokat’a gitmektedir.
Tarım kredi kooperatifi aktif olarak hem Akbelen’e hem de civar köylere hizmet vermektedir. Bunun yanında Tarım İl Müdürlüğü köyde bir temsilcilik açmış ama daha sonra bu temsilciliğin faaliyetleri durdurulmuştur.
Daha önceden tek muhtarlığı olan köy, belediye olduktan sonra üç muhtarlık bölgesine ayrılmıştır. Yerleşim planı çıkarıldıktan sonra mahallelere ve sokaklara isimler verilmiştir.
İsteyen her eve telefon bağlanmıştır. Merkezi bir köy olması nedeniyle diğer köylerin telefon santrali de buraya yerleştirilmiştir. Cep telefonu imkanından yararlanmak amacıyla çalışmalar yapılmaktadır.
Akbelen’de normal televizyon ve radyo yayınlarının yanında , ailelerin bir çoğu çanak anten yardımıyla uydudan yayın yapan televizyon ve radyolara da ulaşabilmektedir.
Önceden içme ve ihtiyaç suyu mahalle çeşmelerinden temin edilirken şu anda her evde su tesisatı bulunmakta ve ücretsiz olarak halkın hizmetine sunulmaktadır.
Ekmek ihtiyacı mahalle aralarındaki şahıs fırınlarından temin edilirken, belediye tarafından da büyük miktarda ekmek ve pide üretiminde kullanılan bir fırın inşa edilmiştir.
Köyde bir tanesi tarihi iki tanesi de yeni olmak üzere üç cami mevcuttur. Bunlar mahalle isimleriyle; Musalla Cami (1983), Orta Cami ve Yeniköy Camisi (1965) olarak adlandırılır. Orta cami denilen tarihi cami 2003 yılında tamirattan geçirilmiştir.
YALANCI KÖPRÜSÜ
Tokat havalisi ve Akbelen (Bizeri) ovasını fetheden Melik Gazi – Hüseyin Gazi –Hasan Gazi Komutanların fetih esnasında yazın geçtikleri zaman yalancı ırmağında su görmemişler, ertesi bahar Yalancıya geldiğinde ırmak çoşkun akmaktadır, su sel olarak aktığından geçemezler. Melik Ahmet Gazi “Ey yalancı ırmak beni kandırdın” dedikten sonra hemen buraya bir köprü yapılmasını emreder. Bu köprüde çalışan işçiler her sabah sorulduğunda yalancı ya köprü yapmaya gidiyoruz derler. O günden sonra buranın adı Yalancı kalır . Halkın diline de yerleşir.
Tokat’ta bulunan Hıdırlık köprüsüyle aynı mimari üsluptadır. Köprü 1982 yılına kadar orijinal haliyle duruyordu. Fakat yalancı köprüsünde çok trafik kazası olduğu için köprüyü genişletme ihtiyacı doğdu. 1982 yılında köprünün korkulukları yıkılarak yanlara ikişer metre sündürme yapılmıştır. Tarihi görüntüsü bu nedenle değişmiştir.Yalancı köprüsü en son Halil Rıfat Paşa zamanında tamirat görmüştür.

Yalancı Köprüsü’nün tadilattan önceki hali
AKBELEN YAYLASI
Tokat’a 29 km. uzaklıktadır. Topçam Dağı üzerinden gidilirse uzaklık 26 km’ dir. Fakat Akbelen kasabası üzerinden gidilirse kasabaya uzaklığı 10 km’dir. Çevredeki yaylalara göre en yüksek ve en geniş alana sahiptir. Rakımı 1750 metredir.
Kırsal alanı çok hoş görüntü arz etmektedir. Çim kayağına uygun geniş kırsal alana sahiptir. Çam ve kayın (gürgen) ağaçlarından oluşan muhteşem manzaralı ormanlarla çevrilidir.Yaylanın güneyindeki Kalay Yeri ve Çiftlik mevkii eski bir yerleşim merkezidir.
Ormanda; çam, kara çam, gürgen, pelit, yaban kavağı ve meşe ağaçları bulunmaktadır.
Güllük Tepe (Güllü Önü) mevkii çok güzel bir mesire yeridir. Çeşmesinden akan su buz gibidir. Karpuzu çatlatmaktadır. Altı tane oluğu vardır. Çeşmenin batı tarafındaki çukurda haziran ayı ortalarına kadar kar erimeden kalır.
Akbelen Yaylası’nın etrafında çevre köylerin (Boyalı, Binecek, Cincife, Avlunlar, Benli...) yirmiden fazla yayla yerleşim merkezi vardır.Yayla evlerinin bulunduğu yere oba denilmektedir. Akbelen Yaylası’nın etrafındaki dağlar şunlardır; güneyinde Kalay Yeri, Karagöz Dağı, doğusunda Kara göl, Karaçam Dağı vardır. Güney batısında Aralık Dağı, kuzeyinde (Erbaa tarafında) Güllü Önü ormanları bulunmaktadır.
Ermenilerin köyde yaşadıkları zamanda o günün Ermeni büyüklerinden Koca Menük isimli kişi çok ısrarlı çalışmaları sonuncunda Akbelen Yaylasının tapusunu çıkarttırmıştır. Halk bunun üzerine “gitti Menük, geldi Menük; tapuyu aldı Menük” diye söz uydurmuştur.
Tarih boyu Akbelen Yaylası piknik için aranılan yer olmuştur. Akbelen Yaylası’nın Kale Yeri (Kalay Yeri) denilen mevkii eskilerden Ermeni Azınlığın yaz aylarında toplanma yeri olup burada kurban kesip rahiplerinin liderliğinde dualar edilirmiş. Bu bölge ayrıca avcılarında çok sevdiği avlanma merkezidir.
Tokat’tan yaz aylarında buraya piknik için günlük onlarca araba ile insanlar gelmektedir.
Akbelen Yaylası’nın Paralık mevkii çim kayağı, kışınsa kar kayağı yeri olarak çok uygun olup, yatırımcılarını beklemektedir.Yaylada çok lezzetli “içi kızıl mantar” yetişmektedir.Genellikle bu mantarı bulmak için "evlek" denilen yarım ay şeklinde; yaklaşık yarım metre eninde, dört-beş metre uzunluğundaki siyah çayır alanlarına bakmak gerekir. Bu evlek mantarından yiyenlerin hiç birisinde zehirlenme vakasına rastlanmamıştır. Aynı zamanda civciv mantarı denilen bir başka türde çok lezzetli mantardır. Daha çok taşlık alanlarda yetişen kulak mantarı da bu bölgede yetişen zehirsiz mantarlardan biridir.
Yaylada sayısız bitki türü ve çiçeklerin çeşitliliği dikkat çekmektedir. Burada küçükbaş ve büyükbaş hayvan yetiştiriciliğine uygun otlaklar bulunmaktadır. Bu otlaklarda otlayan hayvanların etleri çok lezzetli, sütleri çok yağlıdır.
YAYLA’YA GÖÇ
Eski Türk töresinden gelen yaylacılık, son onbeş-yirmi yıla kadar aynen uygulana gelmiştir. Nisan ayı ortalarından itibaren yaylaya çıkılır, bu çıkış sırasında bir şölen havasıyla, davul zurna eşliğinde koyun sürüleri yayla yollarına dizilirdi.
Çobanlar, gençler, türküler söyler; genç kızlar maniler dizerlerdi. Bunlara örnek olarak aşağıda birkaç örnek veriyoruz.
Bizeri’nin dağlarında
Bülbül öter bağlarında
Benim bir yarim var ki
On sekizlik çağlarında
Yaylanın çayırında
Atım yok ki yayıla
Gezerim deli dolu
Yarim yok ki darıla
Yaylanın yollarında
Gül açmış bağlarında
İlik düğme olaydım
Yarimin kollarında
Çıksam yayla düzüne
Varsam suyun gözüne
İşim gücüm olmasa
Baksam yarin yüzüne
Çık yaylaya yaylaya
Su bağlaya bağlaya
Nazlı yari bulamazsan
İn ağlaya ağlaya
Yaylanın yolundayım
Gürgenin dalındayım
Anam beni sorarsa
Sevdiğimin yanındayım
Sarı çuhalımısın
Koyun çobanımısın
Neden benzin sararmış
Sendemi sevdalısın
Koyunu heyle çoban
Kelleleri yemesin
Sevip sevip ayrılan
Ben yiğidim demesin
Dağ başında kar katar katar
Arının verdiği bal bana yeter
Arının verdiği balı neylerim
Yar ile gezdiğim kâr bana yeter
Yüce dağ başında kar bölük bölük
Esme seher yeli yüreğim yanık
Banada derler yaralı geyik
Ilgıt ılgıt kanım akar
Aşağıdan gelir nazlı yarin göçü
Yinemi göç oldun canımın içi
Yedi yıldır saklarım verdiğin saçı
Belki kefenime lazım olur
Yukarıda örnekleri verilen mani ve türküler gibi daha niceleri göçe katılan kişiler tarafından dillendirilir, yolculuğun neşeli bir şekilde geçmesi sağlanırdı.
Yaylaya varıldığında obanın en yaşlısı tarafından hayvan sürülerinin kurt saldırılarından korunması için “kurtağzı bağlama” töreni yapılırdı. Çeşitli dualar okunarak her duanın bitiminde bir düğüm atılır, bir şekilde Allah’tan hayvanların korunması dilenirdi. Bu törenin yapılmasının gerekliliği yöre halkının inançlarından ileri gelmekteydi.
Obada çocuğu, genci ve yaşlısı ile çelik-çomak, bitti (saklambaç), dört tombalak, aşık oyunu gibi daha birçok oyun oynanır, paralıkta tahta kızakların altı tereyağı ile yağlanıp kayak yapılırdı.Yeni doğan çocukların en az beş yaşına kadar yaylada büyümesi istenirdi.
Yaylada ekim ayı sonu veya kasım ayı başına kadar kalınır, dönüşte ise sürüler çoban kavallarının sesleri eşliğinde Aşut’tan salıverilir, Paralıktan geçilir, Gıcıtkapı mevkiinde koyunla kuzu birleştirilirdi. Ağca Dede türbesi (Danişment Gazi’nin şehit askerlerinden biri olduğu rivayet edilir) ziyaret edilerek dualar okunur, Çiftlik denen yere gelindiğinde göç alayı durup dinlenir yemek yenilir,hayvanlar sulanırdı.Gümbürdere geçilirken nineler torunlarına “Nallı Tilki” hikayesini anlatarak öğütlerde bulunurdu.Yokuş Başı’na gelindiğinde artık (Bizeri) Akbelen görünmeye başlar, Yokuş hızlıca inilir, Çakır Dere su gözesine gelinip (şu an üzerine sulama barajı yapılmıştır) son kez mola verilirdi.
Köyde kalanlar Ulutlar mevkiine kadar gelir, ulutların alt tarafındaki su değirmeni civarında yaylacıları karşılarlar, birbirlerine sarılarak hasret giderirlerdi.Topluca köye girilir herkes evine çekilir, köyde kalanlar yayladan gelenlere hoş geldine gider yaylacılarda onlara “Koyutmaç” tatlısı ikram ederlerdi. (Koyutmaç: Sonbaharda koyulaşmış olan koyun sütü ateşe konur içine şeker ve nişasta ilave edilerek karıştırılıp pişirilen ve soğuk olarak servisi yapılan bir tatlı türüdür)
. AKBELEN MERKEZ CAMİİ
Akbelen Merkez Camii Tokat müzesi tarafından tescillidir. Moloztaş malzemeli taş duvarları 50 cm. kalınlığındadır. Kare planlı duvarlar üzerinde tek kubbelidir. Kubbeyi sekiz ahşap direk taşımaktadır. İç yüzeylerindeki süslemeler onarımlarla yenilenmiştir.
Camii Türklerin buraya yerleşmesiyle inşa edilmiş, çeşitli dönemlerde önce sellerle daha sonraları da depremlerle tahrip olmuş, tamir görerek şimdiki haliyle onarılmıştır.1983 yılındaki tamiratta batı tarafındaki çıkıntı, müze tarafından yıktırılıp aslına uygun olarak tamir edilmiştir.
300 yıllık olduğu sanılmaktadır. Fakat müze kayıtlarında 19.yılın ilk yarısında tamir gördüğü için “19.yy’da yapıldığı tahmin edilmektedir” diye yazılıdır.

Yollara göre Akbelen’in konumu
|
AKBELEN BARAJI
|
Barajın Yeri |
Tokat |
||
|
Akarsuyu |
Çakır |
|||
|
Amacı |
Sulama |
|||
|
İnşaat(baş.-bit.) yılı |
|
1995 |
|
|
|
Gövde dolgu tipi |
Toprak Dolgu |
|||
|
Gövde hacmi |
727 hm3 |
|||
|
Yükseklik |
43 m |
|||
|
Normal göl hacmi |
1432 hm3 |
|||
|
Nor.sukot.göl alanı |
114 km2 |
|||
|
Sulama alanı |
336 ha |
|||
|
Güç |
MW |
|||
|
Yıllık Üretim |
GWh |
|||
DSİ. Verilerine göre Akbelen Barajı
Yaylacık dağından gelen çeşitli su kollarının boşa akışını engellemek, bunu kullanılabilir hale getirmek amacıyla köy halkının yoğun girişimleri ve Devlet Su İşlerinin uygun görüşüyle Çakırdere denilen mevkiye Akbelen arazisinin hemen hemen tamamını sulayabilecek düzeyde baraj inşa edilmiştir. Burada toplanan su ile Akbelen arazisinin tüm yıl sulanmasının yanında civar köylere dahi su verilebilmektedir. Yapılan bu çalışma halkın yüzünü güldürmüş, verim çok büyük oranda artmış, ürün çeşitliliği çoğalmıştır. Baraj yapılıp bittikten sonra meyveleri toplanmaya başlanınca, köyümüz eski öğretmenlerinden merhum Bahattin UĞUR 2000 yılında şu şiirini kaleme almıştır:
Burasının ismi boş bir mera
Adını koymuşlar Çakır’ın dere
Kimseye faydası yok ne yare
Barajın yapımına karar verildi
Proje etütler yere serildi
Köy halkına neler soruldu
İşe başlandı 1986 yılında
Akbelen köyü bunun solunda
Makineler çalışır kendi halinde
Kanal yolları yayıldı ovaya
Eski topraklar uçtu havaya
Bereket geldi eve yuvaya
Yarıldı dağ tepe kanal yolları
Yayıldı ovaya bunun kolları
Görüldü şimdi güzel halleri
Şimdi burası gezi yeri oldu
Suyu havası şifayı buldu
Taksiler her gün yollara doldu
Yaylacıktan selam olsun gölüme
Akar giderim onun yoluna
Sevinirim şimdi güzel halime
Yaylacık suları kardeş oldular
Toplanıp kırdan göle doldular
Selameti ancak burda buldular
Ovaya artık bereket yağdı
Ambarlar şimdi ürünle doldu
Çiftçinin sönük yüzleri güldü
Bu şiiri yazmakla bitmez
Daha fazlasına bilgimde yetmez
Bacalardaki baykuşlarda ötmez
Sebep olanlardan Allah razı olsun
Dünya ahiretleri nur ile dolsun
AKBELENİN ADININ GEÇTİĞİ BAZI TARİHİ BİLGİLER
· Bazı yerlerde imar hareketleri; 1323 (1907-1908) Çiftlik, Bizeri ve Turhal’da hükümet konakları (köy odası) yapıldı.

Köy odası (1965)
* Birinci Cihan Harbi yıllarında Tokat’ın durumu (1915-1916-1917)
Harbin ilk yıllarındaki heyecan bir yıl geçmeden söndü. Herkes evini, çoluğunu-çocuğunu düşünüyordu. Cepheleri terk edip memleketine dönüyordu. Döndüğü zaman da tabiiki evinde rahat oturamayacaktı. Asker kaçağı olduğundan soluğu dağlarda alacak, kendisi gibi kaçaklarla birleşecek, çeteler kuracak, soygunlara başlayacaktı.
Gündüzleri büklükler kaçaklarla dolar, geceleri yolculuğa devam ederlerdi. Bu gün yapılan bir tekne dolusu ekmekten ertesi sabaha bir somun kalmaz, gece gelen kaçaklar doyurulmak zorunda kalınırdı. Bu şekilde yola devam edenlerin çok zararı olmazdı. Hatta silah ve cephane satanlar olurdu.
Tüm bunların yanında Tokat’ın yerlisi olan kaçaklar kurdukları çetelerle yolları keserler , köyleri basarlar, hasımlarını öldürürlerdi.
O günleri yaşayan bir kişi şöyle anlatıyor “Bizeri ve çevresinin çetelerinden birisi çiftliğimizi bastı, on üç baş malımızı sürdü, yük de hafif ne varsa aldılar, yastık ve döşeklere birer bıçak vurdu, içinin yünlerini boşalttı, yüzlerini aldılar. İşin acıklı yönüne bakınız ki, bu eşkıyayı izlemeye çıkan jandarma astsubayı güç yetiremedi de bir Rum çetesinin yardımını temin etti ve ancak bu suretle eşkıyanın hakkından gelebildi.”
Çeteler o kadar kuvvetlendiler ki bulundukları çevrede adeta hükümet sürdüler. Devlet memurları bunların aracılığıyla vergi topladılar. Bizeri’li Kara Mıstığın yaptığı düğüne jandarma yüzbaşısı ve Tokat’ın ileri gelenleri davetli olarak katıldılar.
BİZERİ ve OMALA KÖYLERİNDEN KAÇANLAR
Omala , Bizeri ve buralara bağlı bulunan bazı yerlerin mukataası mutasarrıfı Sivas eski Kethüdayeri İnce Ağa (Malikânem köylerinin halkı yurtlarını terk etmekte civar yerlere dağılmakta ve bu suretle mukataanın eksilmesine sebep olmaktadırlar) diye padişaha şikayet etmiş ve ne yazık ki padişah da sebebini araştırmadan adamları buldurarak köylerine gönderilmesini istemiştir. (3 Zilhicce)
1228 / 1813 TARİHLİ MASRAF DEFTERİNDE GÖRÜLEN OLAYLAR
Erzurum valisi eski sadrazam Ahmet Paşa Bizeri köyüne , Kumanat (Gümenek) ve Kâfirni (Almus) nahiyelerine uğrayarak Tokat’a gelmiştir.
1231 / 1816 TARİHLİ MASRAF DEFTERİNDE GÖRÜLEN OLAYLAR
Kars valisi Mahmut Paşa Niksar üzerinden Bizeri ve Omala’ya uğramış, Tokat’a gelmiştir. Şerefine top atılarak şenlik yapılmış, ikramiye verilmiştir.
BİZERİ KÖYÜ’NE YAPILAN ZULÜMLER (1232-1817)
Tokat kazasına bağlı Bizeri , Omala, Gevle ve Camiliköy halkı verdikleri bir arzuhalde her yıl üzerlerine düşen ağnam vergilerini eskiden olduğu gibi toplayanlara tamamen ödedikleri halde bir iki yıldır (mültezimlerin) zorla fazla vergi aldıklarını ve zulüm yaptıklarını şikayet etmiş , bu gibi zorbalıkların kaldırılmasını rica etmişlerdir. (12 Cemaziyülahir 1817)
Kayıtlara baş vurulmuş ve neticede usuller dışına çıkılmaması , şartlara aykırı vergi alınmaması , bu gibi zorbalık yapanların şeriyece defedilmeleri bildirilmiştir.
1233 / 1818 TARİHLİ MASRAF DEFTERİNDE GÖRÜLEN OLAYLAR
Trabzon valisi Hüsrev Paşa Turhal-Tokat-Bizeri yolu ile geçmiştir.
Elhac Paşa (Sivas valisi Hacı Ali Paşa olmalı) Omala ve Bizeri köylerine uğramıştır.
1236 / 1821 TARİHLİ MASRAF DEFTERİNDE GÖRÜLEN OLAYLAR
Kars valisi Osman Paşa Tokat’a gelmiştir. Gidişlerinde kendisi Omala köyünde , askerleri Bizeri Köyünde bir gece konaklamışlardır.
1237 / 1822 BENDER’Lİ ALİ PAŞA TOKAT’TA
Ahıska’dan İstanbul’a giden Bender’li Ali Paşa, Niksar üzerinden gelmiş, kendisi Bizeri’de adamları Armus(Küçük Almus), Omala, Ohtap, Boyalı köylerinde kalmışlardır. Karısı ve birçok adamları da iki Tokat’ta misafir edilmişlerdir.
1237 / 1821-1822 TOKAT’IN MALİ DURUMU
Tokat Mahalleleri 362624 Kuruş
Tozanlı Nahiyesi 90656 Kuruş
Kumanat (Gümenek) 60438 Kuruş
Kâfirni (Almus) 30218 Kuruş
H. 1186 KUMANAT (GÜMENEK) NAHİYESİNE BAĞLI KÖYLER
Köyün Adı İl İlçe Bucak
Acıpınar ile Kışlak Tokat Tokat Gökdere
Ahmetalan Tokat Tokat Tokat
Aluç Tokat Tokat Tokat
Armus (Küçük Almus) Tokat Tokat Gökdere
Beşören Tokat Tokat Tokat
Binli (benli) Tokat Erbaa Kozlu
Bizeri Tokat Tokat Gökdere
Boyalı Tokat Tokat Gökdere
Bula Tokat Tokat Tokat
b. cincife Tokat Tokat Gökdere
Cılkoru Tokat Tokat Gökdere
Çördük Tokat Tokat Tokat
Dihoy Tokat Tokat Gökdere
Difye (dive) Tokat Tokat Tokat
Eski Tokat Tokat Tokat
Fenk Tokat Tokat Tokat
Firedökse Tokat Tokat Almus
Geksi Tokat Tokat Tokat
Gereni (Firedökseye ait) Tokat Tokat Almus