Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

TOKAT 

            Tokat ,Orta  Karadeniz  Bölgesinin  iç kesiminde yer alan  tarihi kültürel ve doğal  güzelliklerini  koruyarak  günümüze kadar  taşıyan  eşsiz  bir Anadolu  şehridir.

        Kuzeyinde Samsun, kuzeydoğusunda Ordu, güney ve güneydoğusunda Sivas, güneybatısında Yozgat, batısında Amasya topraklarıyla çevrili olan ilimiz, Yeşilırmak’ın bereketli vadisinin üzerinde kurulmuş olmasının verdiği avantajıyla,tarihi boyunca önemli bir yerleşim merkezi olma özelliğini göstermiştir.

        Tokat’ın merkez ilçesi güneyde yüksek kesim, orta kesim ve kuzeyde aşağı kesim olmak üzere 3 bölüm halinde kümelenmiştir.

        Tokat 1923 yılında il olmuş, Erbaa, Niksar, Reşadiye, Zile ilçeleri bağlanmış,1943  yılında Taşova 1944’de Artova ve Turhal, 1954 yılında Almus, 1987 yılında Pazar ve Yeşilyurt,1990 yılında Sulusaray ve Başçiftlik ilçeleri kurulmuştur. Tokat’a bağlı Taşova ilçesi 1953 yılında Amasya’ya bağlanmıştır.

         İlimizde merkez ilçe dahil 12 ilçenin yanında 65 belde ve 609 köy mevcuttur. 2000 yılında yapılan nüfus sayımına göre il toplam nüfusu 828027 olup, bu nüfusun 113.100’ü merkez ilçede yaşamaktadır. 

            Tokat’la ilgili pekçok bilgi sunma imkanımız var ama biz sadece Evliya Çelebi’nin seyahatnamesinden genel bir sunumda bulunmak istiyoruz.

“Bu  havası hoş  şehrin  dört  tarafında, bahçe ve bostanlar  içinde  sular akar.  Bu  bahçelerde  bülbüllerin ötüşü, insan ruhuna  sefa  verir. Meyveleri  lezzetli  ve latif olup, her tarafa  hediye  olarak gönderilir. Her bağında  birer köşk , havuz, fıskiye  ve çeşitli  meyveler bulunur. Halkı zevk ehlidir. Gariplerle dostturlar.

            Kin  tutmaz , hile bilmez , deryadil, haluk, halim-selim insanlardır. Herkese  iyi zanda bulunurlar. İyi geçinirler. Hayırlı yapılar yaptırmaya hevesleri çoktur. Camii, saray , köşk  ve imaretleri  o  kadar güzel ve metin olur ki buralara  girenler  hayran  olurlar. Şehir geniş ve çok ucuz bir yer  olup  dünya  yüzünde  eşi yok gibidir.Yılın her zamanında  halkının  nimetleri  boldur.

            Hacı Bektaşi  Velinin  hayırlı  ve bereketli  duaları  ile bu  eski tarihi şehir; alimler konağı, fazıllar yurdu ve şairler yatağıdır.”  (Evliya Çelebi, Seyahatname Cilt :5  sayfa 69-70)

AKBELEN (BİZERİ )

Tokat  iline  24 km uzaklıktadır. Tokat-Niksar karayolu üzerindedir. Tarih boyu nahiye  olarak  yönetilmiştir.Tokat –Niksar  karayolunun 20. Km sinden yol kuzey-batıya  ayrılır. 4km. devam edilerek kasabaya ulaşılır.Düz bir ovanın kuzey batısına  yerleşmiş  olan kasaba  avuç  içi gibi bir  ovanın ortasındadır. Etrafı  dağlarla  çevrilidir. Doğusunda  Mamu Dağı  ve  Yeşilırmak vardır. Batısında Yaylacık Dağı  ve Topçam Dağı  bulunmaktadır. Kuzeyinde Boyalı, Binecek, Südeni  köyleri bulunmaktadır. Güney batısında ise Sarıyaprak tepesi bulunmaktadır. Uydu verilerine göre Hamam civarında rakım 780 metre, Caminin olduğu yerde 777 metre olarak ölçülmüştür.

Akbelen’in tarihçesine bakıldığında Milattan önceki  dönemlere kadar inilmektedir. Rivayetlere göre Karakaya boğazı dolu set iken  Akbelen ovasının  doğal göl olduğu söylenmektedir. Tarihi Komana şehri  halkı ve yöneticilerinin  mesire yeridir. Bundan dolayı köy arazisinde Osut mevkiinin kuzeyinde Kayıkçı Yeri ve aşağıda Gölbaşı isimli mevkilerin  bulunmaktadır. Aynı zamanda 1978  yılında  köy halkından Mustafa Güven’in  tarlasından içinde  iki  tane  oda bulunan bir  mağara  (Fındığın Mağara) çıkmıştır.

Köy halkından yaşlı insanların dedelerinden dinlediklerine ve kendilerinin de büyük bir kısmını yaşadıklarına göre; Topçam Dağı  ve Yaylacık ormanları çok  sık  olması nedeniyle içinde  her çeşit  hayvan bulunmaktaymış. Tarih  boyu bu ormanlarda  sürek avı  düzenlenmiş, en çok da  geyik  avı  partileri  düzenlenerek  bu  dağlarda  gezintiler yapılmıştır. Yakın  zamana kadar   evlerin  giriş  kapılarının üzerine  geyik  boynuzları  asılmaktaydı. Kapıların  üzerine  geyik boynuzu  asmak  bir övünme  sebebi  olur, büyük  geyik  avlamak  gurur kaynağı  sayılırmış.

            Anadolunun  fethinden  itibaren  Türkler bu  topraklara   yerleşmiştir. Comana’nın hakimiyeti  zamanında  Bizeri mesire yeriymiş. Savaş için beslenen atlar ve diğer hayvanlar bu ovada otlatılırmış.

Karakaya  boğazının  açılmasıyla  sular  boşalmış, Gözova (Omala) ortaya  çıkmıştır. Daha sonraki dönemlerde  bu topraklarda  beş  tane  yerleşim merkezi  kurulmuştur. Bunlar Akbelen, Çamağzı (Cincife), Yazıbaşı (Difoy), Gözova (Omala) ve Karakaya’dır.

            Gözova denilen  verimli  arazilerin  başında  kurulan  köy tarıma  dayalı canlı ve kalabalık nüfusa  sahip olmuştur.

            Artuk Beyin  Artova’yı  fethettiği yıllarda  Melikgazi  önce Niksar’ı  daha sonrada  Bizeri ovasını fethetmiştir. Melikgazi’nin  komutanlarından  Hasan Gazi ve  Hüseyin Gazi  Yaylacık Dağı etrafında bulunan   yerleşim  merkezlerini  fethetmiştir. Tokat ve etrafını  fetheden  Türkler  Boyalı  yaylası etrafına  otağ kurmuş  bu sebeble  o dağa  Hasangazi  Dağı  adı verilmiştir. Diğer komutanlardan Hüseyin Gazi de otağını  Çiftlik mevkiine  kurmuş, Ağca Dede  denilen yerde  yaralı  olan askerleri  ikamet  ettirmiştir. Adeta  hastane  gibi bir yer oluşturulmuş, daha sonra  şehit olan veya  vefat  edenleri  buraya  defnetmişlerdir. Bu gün  bile  Ağca Dede  türbesi  olarak  ziyaret edilmektedir.

Bizeri adı nereden ortaya çıkmış diye baktığımızda ise burada yaşayanlar, buraların fethedilmesi sırasında Türk askerlerine  kucak açmışlar, iyi  davranmışlardır. Bu sebeple de  Buraya (Bizler Eli) demişlerdir. Zamanla buranın adı Bizeri olmuştur diye rivayetler mevcuttur.

Bir başka rivayet ise; köyün yakınlarından (Yalancı mevkiisinden) geçen o günün büyüklerinden bir insan köy hakkında bilgi istemiştir. Burada Ermeni ve Türklerin sorunsuz bir şekilde yaşadığını duyunca bu köyde Bi-zaruri (zararsız) dediği ve bunun zamanla Bizeri olduğu şeklindedir.

27 Mayıs’tan olaylarından sonra köy ve mevki isimlerinin Türkçeleştirilmesi sırasında Akbelen adını almıştır.

1963’te 250 evden 1700’e yakın nüfusa sahip olan köy 1970 yılındaki nüfus sayımına göre 1497 kişi olarak kaydedilmiştir. Yine bu sayımda 742 erkek, 755 kadın ve 290 hane tespit edilmiştir.

Cumhuriyet  döneminde  bir süre nahiye  olarak  yönetilmiştir. Daha sonra Pazar ve Başçiftlik nahiyeleri  ilçe  olurken   Akbelen’in   nahiyeliği  elinden alınmış 1935’li yıllarda  nahiyelik  kaldırılarak  köy  muhtarlığına  çevrilmiştir. Nahiye  iken  kendine 20’den fazla  köy  bağlı imiş. Bu köyler Tokat’a komşu Gevle’den başlayıp Niksar civarındaki Musapınarı’na kadar uzanmaktadır. Bu  duruma  küsen Akbelen’liler  daha sonraki yıllarda  elektrik  istemiyoruz  diye  dilekçe  vermişlerdir. Komşu  köylerden  yedi yıl sonra  elektriğe  kavuşmuştur. 1983  yılında  nüfus  2000’in üzerinde   olunca  belediye olma   hakkı elde ettiği halde  belediye  olmak  istemiyoruz diye  yine  dilekçe  vermişlerdir. Ancak  1999 yılında  köy halkının büyük bir isteğiyle belediye  olmuştur.

Eskiden nahiyelik vazifesi yapan köy kuruluş sistemi bakımından yeni ve eski köy olmak üzere iki kısımdan meydana gelmiştir. Bu bakımdan diğer komşu köylere nazaran dağınık bir köy kimliğine sahiptir.

            Köy kabristanındaki yazılı taşlardan anlaşıldığına göre köyün tam anlamıyla kuruluşu 1600’lü yıllara rastlamaktatır. Yaklaşık 400 senelik bir geçmişe sahiptir. Mezar taşlarında Müezzinoğulları adı yazılıdır . Dört kişilik yan yana bir aile bu mezarlarda medfundur.

1750 yıllarına doğru köyün kuzey yönündeki mevkide bulunan Boyalı köyünden Keleklioğulları Akbelen’e ilk gelenler arasında olduğu köyün yaşlılarınca söylenmektedir. Kelekiler bugün “ağırlık tarla” adıyla bilinen mevkideki tarlaları köy yönetimine satın alarak Akbelen’e yerleşme izni almışlardır. Bu sebeple alınan araziye “ağırlık” olarak alındı denmiştir.

O vakitler birkaç evin bulunduğu köy sonradan başka ailelerin veya kabilelerin gelmeleriyle nüfus olarak çoğalmıştır. Bilhassa Şeyran’dan (Şiran) göç eden aileler ile köyün batı yönünde yine dağlık köy olan Hulvar’dan da aileler gelmiştir. Şeyranlıoğulları, Keleklioğulları, Lulukoğulları ( bu aile Hulvar’dan gelmedir) köyün büyük aile ve kabileleri arasındadır.

Köyün yerleşip gelişiminde katkısı çok büyük olan  kişiler Lulukoğulu Mahmut Ağa, Keleklioğlu Halil Ağa, Hacı Hüseyinoğlu  Mehmet Ağa, İmam Mehmet Efendi, Hoca Hafız Bekir Efendi sayılabilir. Bunlar zamanında köy önderleri durumunda olup sevilen sayılan kişilerdir. İmam Mehmet Efendi ile Hoca Bekir Efendi alimliklerinden dolayı lider durumunda olan kişilerdir. Bu kişilerin evlerinde her birinin özel misafir odaları bulunur, köye gelenlere yedirir içirirler, fakir fukaraya da bolca yardım ederlerdi. Bundan dolayı köy halkının bu liderlere sevgi ve hürmeti çok büyük olmuştur.

İlk zamanlar kalabalık dört aileden oluşan ve köye ilk gelen Keleklioğulları zamanla çoğalmıştır. Bu ailelerin göç etmesine sebep, o vakitler buralarda su ve arazilerin daha bol ve mümbit oluşudur. Günümüzden 100 sene evvel köyde 25 evin bulunduğu, 10 hane kadarında Ermenilerin oturduğu yaşlılar tarafından ifade edilmiştir. Ermeniler ucuz bağ, bahçe, tarla alıp-satmak suretiyle gelir elde etmişlerdir.

            Şeyranlı ailesinden biri fahri nahiye müdürlüğü yapmış, maaşlı olarak da ilk defa 200 kuruş ücretle 1900 yıllarında Keleklioğulları’ndan Halil Ağa bucak müdürlüğüne tayin edilmiştir. 1904’te de seçimle nahiye müdürleri iş başına getirilmiştir. 1935’li yıllarda nahiye merkezi Gökdere’ye (Cilkoru) taşınmıştır.

Köyde okul 1318 (1902)’den bu yana vardır. O zamanlar eski yazı öğretimi yapan okulda 100 kuruşla Ali Hoca Efendi çalışıyormuş. Ölümü üzerine Bekir Hoca 50 kuruş ücretle bir müddet çalışmış. Sonradan asaleti tasdik edilmiş.

            Harf inkılabından sonrada yeni yazı öğrenimine geçilerek ilk öğretmenliğini Bekir Efendi yapmıştır. Tabii o zamanlar okul binası olmadığından öğrenimlerini evin birinde yaparlarmış.

            Köy halkı şimdiye kadar Balkan harbine, seferberliğe , Dersim isyanına, Milli mücadeleye iştirak etmiştir. Milli mücadele yıllarında köy Hocası Hafız Bekir Efendi, o zamanlar eski yazı öğretimi yapan okulda milli duygu ve heyecanı artırmak için öğrencilere marşlar söyletir, küçük çapta askeri eğitim ve yürüyüşler yaptırırmış. Bu faaliyetlerde söylenen marşlardan biri şöyle başlamaktadır:

            “Yürüyelim , ecdadımız bu yollardan yürüdü,

              Bu toprakta nice aslanın kemikleri çürüdü”

            Seferberlik zamanında bir çok bölgede olduğu gibi Bizeri’de de çok sayıda asker kaçağı mevcuttur. Bunlardan bazıları halka çok büyük işkenceler yapmıştır. Hırsızlık, adam öldürme, dağa kaldırma, kız kaçırma, toplanan vergilere ve ürünlere el koyma gibi daha bir çok suç işlemişledir.

            Bir çok kaynakta da adı geçen Karamıstık bu kaçaklar arasında en önemlisidir. Çok uzun süre halkı huzursuz eden bu kişiye öldürülmeye karşı “muskalı” denirmiş. Karamıstık bir gün bu muskayı evde unutmuştur. Daha önceden bunu öldürmeyi planlayan Cincife’li (Çamağzı) asker kaçaklarından Nuri Ağa ve Kel İshak bu durumu duyar duymaz bir yolunu bulup Karamıstık’ı o gün öldürmüşlerdir.

            Köy halkı Atatürk zamanında Tekalifi Milliye olarak adlandırılan; devlete yapılan büyük yardıma katılmış, elde ettikleri ürünlerin büyük bir kısmını, ellerindeki hayvanları, giyecekleri, yiyecekleri Reşadiye, Baydarlı ve Koyulhisar’a aylarca kağnılarla taşımışlardır. Köy kadınları halk arasında “işkefe” olarak bilinen yufkalardan sürekli pişirerek orduya göndermişlerdir. Bu sevkıyatı yapan kişiler sevkıyat esnasında sağlıklı asker kaçaklarının yanında halkın “kötü asker” dediği hastalıklı ve sakat asker kaçaklarının sık sık saldırılarına uğramışlardır.

            Seferberlikten daha sonraki yıllarda devlet yapılan bu yardımlar karşılığında “Yetimler Hakkı” adı altında köye bir heybe dolusu para göndermiştir. O gün ki asker kaçakları bu paraları halka dağıtmamış büyük bir kısmını ateşe atarak yakmışlardır. Kaçaklardan birisi paraların yakılmasına engel olmak isteyen bir kadının saç örgülerinden tekini bir çekmede  kökünden sökmüş, kadını kanlar içinde bırakmıştır.

            Seferberlik yıllarında köyde genç erkek hemen hemen kalmamıştır. Az sayıda yaşlı ve hasta erkeğin yanında din görevlileri köylerde kaldığından kadınların bir çoğu çeşitli sıkıntılara karşı (kaçırılma, hırsızlık, yoksulluk) bu kişilerle evlenmişlerdir. Bir erkek üç-dört kadınla evlilik yapmıştır.

O yıllarda köy çok büyük bir yangın geçirmiş, evlerin üçte biri yanmıştır. 1962 yılında da aynı yerde bir yangın çıkmış, bu esnada altı kişi ölmüş, dokuz ev kül olmuştur.

Büyük depremden de (Erbaa depremi) köy çok zarar görmüş, 42 kişi ölmüştür. Bu depremin tarihine yaşlı köylüler “Karaağaç’ın gündönümünün 12. gecesi” demektedir.

Bu depremde yakınlarını kaybeden köylüler ağıtlarında şunları söylemişlerdir:

Minareler uçunca top gibi patlar

Kırıldı mihraplar işlemez hatlar

 

Erbaa’yıda sorarsan akıttı kanlı yaş

Orda da kalmadı bir dikili taş

 

Bağ geldi bağ üstüne

Bağ gitti dağ üstüne

Ana desem ana yok

Baba desem baba yok

Kaldık yoklar elinde

Elimden tutanım yok

 

Tarih boyu  Hıristiyanlarla Müslümanlar yan yana  kardeşçe  yaşamışlardır. Fakat seferberlik zamanında Ermeniler katliamlara başlamışlardır. Koca Menük isimli o günün ileri gelen Ermeni liderlerinden bir kişi  Ermenilerin cuma namazı esnasında köyün erkeklerine yönelik katliam yapılacağını Tokat’a gelip “biz yıllarca beraber ekmek yedik su içtik. Bizimkilerin bu yaptıklarını vicdanıma yediremiyorum” diyerek vilayete ihbar etmiştir. Bunun üzerine hükümet emriyle ermeni erkekleri sorgulanmak üzere toplanmıştır.

 Bizeri’de kalan 10  hane  hristiyan 1916 yılında çıkarılan  Tehcir  kanunundan sonra  buradan ayrılmışlardır.   

            Bizeri’ye  Roma'nın (Doğu Bizans) önemli  Azizlerinden  Sen Bazil (Saint Basil-379) Comana‘ya  piskopos   olarak  atanmıştır. Etrafında  olan  insanları  çok etkilediği  için  Komana  meliki onu kıskanmış bir müddet sonra  onunla ters  düşmüştür. Aziz Sen Bazil’in  Komana ‘nın yöneticileriyle  ters  düşmesi  ile  birlikte  kendisi pek çok sıkıntıya maruz kalmış daha sonraki yıllarda  Aziz Sen Bazil’e  yapılan baskıların düzeyi çok artmış, sonunda  Yeşilırmağa  atılıp o  azgın sularda  boğularak  öldürülmüştür. Cenazesi  törenle  Bizeri’ye  getirilip  toprağa  verilmiştir.

Hıristiyan halkın Sn. Bazil’e olan sevgisi zamanla Müslümanlara da tezahür etmiş, Müslüman halkta onun mezarını türbe olarak ziyaret etmiştir. Bu mezar sevenleri tarafından o kadar kutsanmış ki daha sonraki dönemlerde buradan taşınan Hıristiyan ahali Sn. Bazil’in kemiklerini sökerek gittikleri yere götürmüşlerdir.

Onun  sevenleri  mezarının yanına  manastır yapmışlardır. Asırlarca  Bizeri  dini  merkez olarak  tarihte yerini  almıştır. Kırk odadan oluşan Rahibe Manastırı Ermenilerin köyden gitmelerinden sonra harabeye dönmüş, Emin Onbaşı’nın muhtarlık döneminde manastır kalıntıları yıkılmıştır. 25 odası içiçe birbirine açılan bu manastırın divan odası denilen bölümü bir süre muhtarlık ve karakol olarak  kullanılmıştır. Kırk odadan oluşan manastırın etrafında “Tuz Gümrüğü” denilen alışveriş alanlarının olduğundan bahsedilir. Günümüzde “manastırın yeri”  veya  “manastırın bahçesi”  diye  anılan kalıntılar ve kilise önü  çeşmesi adlı yerler bulunmaktadır.

            Bir Rum gezgini Bizeri bölgesinden geçerken şunları not düşmüştür:

            “Nehirden ayrıldıktan sonra, Karahisara’a doğru doğuda, kuzeye doğru genişleyen vadiyi bulduk. Vadi batı yönünde aralarında Ermeniler dönemine ait eski Bizeri Manastırı’nın olduğu tepelere doğru yayılmaktadır. Chrysostom’un mezarını ve harabelerini içerisinde barındırdığı bilinmektedir. Bu ovadaki toprakların çoğu rahibe manastırına aittir. Söylentilere göre çok gelir getiren bir mesken değildi fakat Tokat’tan gelen şirin yol ve bu yerleşim alanının sıhhat açısından elverişli oluşu, burayı büyük bir sayfiye yeri haline getirmiştir.  Burada yaşayan tek rahip Karabaş Oğlu olarak ya da Papazın Oğlu olarak bilinmektedir. Cehaleti ve bağnazlığından dolayı kötü bir üne sahiptir. Fakat entrika ve dolap çevirmedeki büyük becerisi bir çok insanı(Türkü) O’na saygı duyar hale getirmiştir”.

SEFERBERLİK ZAMANINDA ERMENİ VE RUMLARIN BAŞKALDIRILARI    Boyalı Köyü’nden Kadir Durmuş, Molla Mehmet (Mehmet Yılmaz) ve daha birçok yaşlı insan Ermenilerin yaptıkları baskın, hırsızlık, çete faaliyetleriyle ilgili pek çok hatıralarını anlatmışlardır. Aşağıda hem tarihi bilgi olarak sabit olan hem de anılarla doğrulanan bazı bilgilerin verilmesinde fayda olduğunu düşünmekteyiz.

1904 yılında Merzifon Amerikan Kolejinde kurulan Rum Pontus  Cemiyeti  okulda gizli çalışmalarına başlamışlardır. Önceleri okulda Pontus devletinin yeniden kurulması için planlar yapmışlar, Samsun  Metropoliten  kilisesinden aldıkları maddi yardımlarla  askeri malzemeler temin edilmiş, özellikle Tokat’taki Rum köylerinde Pontusçuluk fikirlerini yaymak için kullanmışlardır. Rum köyleri en çok Yaylacık Dağı etrafında olduğu için Hıristiyan Ortodoks mezhebine mensup Rumlar İstanbul Rum Ortodoks kiliseler birliğinden maddi manevi destek almışlardır. Tokat’ta Rumların  oturduğu köylere bu yardımlar gelince silahlanıp, Yaylacık Dağındaki bazı bölgelere gizli yerler yaptılar.  Bu yerler Hızar deresi, Karanlık Dere , Kalay Yeri gibi sapa olan bölgelerdi. Yaylacık dağının seçilmesi tesadüf  değildi. Çünkü Rumların çoğunlukta olduğu köyler  bu dağın yüksek kesimleriydi. Sık ormanlarla  kaplı olduğu için saklanmak  ve barınmak çok kolaydı. Yaylacık dağında yirminin  üzerinde yaylanın olması, hayvanların bulunması eşkıyaların beslenmesini kolaylaştırıyordu. Coğrafi konum olarak da eşkıyalığa elverişliydi. Güneyinde Tokat, Doğusunda Niksar ve Almus, Kuzeyinde Erbaa, batısında Turhal ,Güney Batısında Pazar’ın olması ulaşım ve ihtiyaç temini bakımından aranılan yer konumundaydı.Tokat’ta yaşayan Rum eşkıyaları şu bölgelerde huzursuzluklar çıkarmışlardır:

Sarı Tarla,

Çerdiğin,

Endik Pınar,

Göl Önü,

Kırk Harman,

Eskili,

Kozluca,

Ilıca,

Kız Öldüren,

Heriz Dağı,

Kalaycılar,

Karapınar,

Sarı Göl,

İnce Su,

Gök Eşme,

Halil Ekinciği.

Propaganda için  Samsun’dan getirilen gazeteler ve kitaplar bu köylere  dağıtıldıktan  sonra  Tokat Rumları,Tokatta  Lazaros  isimli Rum’un  evinde toplantılar yapmışlardır.

            Osmanlıyı nasıl yıkacaklarını ve bu bölgede Rum Pontus Devletini nasıl kuracaklarını planlamışlardır. Lazaros’un evi Pervane Hamam’ına yakın bir yerde imiş, bu ev ihanetin odağı olmuştur. Mondros Mütarekesinden sonra başlayan bu şer yuvaları çok daha rahat bir şekilde ihanetlerine devam etmişlerdir. Kurtuluş Savaşından sonra Lazaros evini terk edip Suriye’ye kaçmıştır. Bu ev arandığında askeri malzemeler, Yunan tüfekleri, Alman bombaları ve Yunan Subaylarının elbiseleri bulunmuştur.

        Asker  kaçağı  olarak  başlayan,  yol  kesmek,  onlar  için  gündelik  bir iş  halini almıştır. Tokat’ın,  bu  acıklı   hallerden   en  çok  sızlanan  bölgesi   Erbaa, Niksar,  Reşadiye   ilçeleriyle  birlikte   Tokat’ın   Yaylacık Dağı  bölgesidir. Bu  bölgelerde  kuvvetli   çeteler  kurdular. Bu  haydutların   haddi  bildirilmesi   gerekirken,  Erbaa’ya  bir  Ermeni   kaymakam   atanmıştır. Bu  kaymakamdan da    cesaret     bulan   çeteler Tokat- Erbaa   yolunu   keserek   canlar   yakmaya, haydutluklar   yapmaya    devam    etmişlerdir. Artık  Rum   köylerine  ne   jandarma,  ne  tahsildar,  ne de  mübaşir  gidemez   olmuş, Türk   köylerinde  bir  korku   başlamıştır. Çünkü  gençler  askere  alınmış, köylerde  ihtiyarlar, kadınlar ve çocuklar  kalmıştır. Rumlar yakaladıkları  Türkleri kazığa  vurmuş, ırmakta boğmuş (Yeşilırmak),    çam  ağaçlarına bağlayıp  yakmışlardır. Yaktıkları kadınların gözyaşartan kokuları etrafı sardıkça keyiften bağıra bağıra gülmüşler; “bu kadında amma da yağlıymış ha, ne güzelde yandı bee” diye iğrenç naralar attıkları kulaklara adeta çivilenmiştir.                                          

            BAŞLICA RUM ÇETELERİ     

            Zulüm yapmakta   aşırı ileri   giden   Rum  köylerinde birçok   çete    vardı. Rum  köylerinde   kurdukları   çetelere   Tokat   ve  ilçelerinden de  katılanların  sayısı   hayli kabarık   idi.                                                    

            İleri   gelen Rum  çeteler   şunlardır :

            1- Kalaycı Oğullarından Lefteroğlu Yorgi Çetesi (Karayorgi lakaplı )

            2-Deli Girek’in oğlu   Dimitri Çetesi

            3-Kara Lazarı Çetesi

            4-Koca Anastas Çetesi (En azılı çete gurubu bunlardı. Çok can yaktılar.)

            5-Kara Yorgi Çetesi.

            6-Deli Hacı Çeteleri.

            7-Arapoğlu Çetesi.

            8-İstil Çetesi.

            9-Mihail Çetesi.

            Bu çeteler birleşerek çok büyük insan gurubu halini alıp rahatlıkla Türk Köyleri’ni basıp yağma ederler, yağmaladıkları malzemeleri Yaylacık Dağı’nda bulunan Karanlık Dere’de saklarlarmış.

            Rumi 1335 tarihinde Erbaa ve Tokat Ermeni Çeteleri birleşerek Bizeri (Akbelen) Nahiyesi ile Hulvar (Çamlık) ve Boyalı Köyleri’ne  baskın düzenlemişlerdir. Aynı gün akşama doğru Hulvar (Çamlık) Köyü’ne baskın düzenlemişler, 50 tane kara sığır hayvanı 5 tane eşek 1 tane at alıp gitmişler, köylüleri öldürmemişlerdir.

            Aynı günün akşamı yatsı vakti civarında Boyalı Köyü’ne gelen eşkıyalar, evleri ateşe vermiş dışarı çıkarttıkları hayvanları köyün yukarısında toplamışlar; Boyalı halkı ile çatışmaya başlamışlardır.

Bu gürültüyü duyan Bizeri halkı nahiyede bulunan karakola koşmuş, karakoldaki askerler ve komutanlarla beraber Boyalı’lıların imdadına gitmişlerdir. Bizeri’liler gelinceye kadar Ermenilerin bir kısmı hayvanları alıp gitmiş, diğerleri evlerdeki erzakları yağmalamaya başlamışlar, hatta  buğday zannedilerek höllük (eskiden bebek bezine sarılan kuru toprak) çuvallarını alıp kaçmışlardır.

Bizeri’den gelenler yetişinceye kadar hayvanlar ve gıda maddelerini alıp götürmüşler sıra köyde bulunan genç kızları ve kadınları götürmeye geldiğinde Bizeri’den gelenlerle çatışmaya başlamışlar, bu çatışma gün ağarıncaya kadar devam etmiş, nihayetinde kadınlar kurtarılmıştır. Sabahleyin 15 yaralı Türk hastaneye götürülmüştür. Boyalı’daki  evlerin çoğu yanmış sadece camiinin etrafındaki evler sağlam kalmıştır.

Bu çatışmalar esnasında dört Rum öldürülmüştür.

            Fakirlik ve yoksulluk günlerinde  Boyalı’lılar Bizeri Nahiyesi’ne bağlı köylerden  çok yardım almışlardır. Kiminin yiyeceği kiminin giyeceği yokken birde hayvanlarını ve yiyeceklerini çaldırmışlar, açlık ve sefalete itilmişlerdir. Bizeri Nahiyesine bağlı köylerde can kaybı pek olmamıştır. Sebebi ise Bizeri’de karakolun bulunması ve halkının çok duyarlı oluşundandır.

            Bütün bu baskınların sebebi, hayli çoğalan Ermeni Çetelerini beslemek ve Tokat’ı düzenlenecek bir baskınla ele geçirilebilecek hale getirmekti.

            Türkler daima savaşlara gittiler, şehit veya gazi oldular. Birçokları sakat kaldı. Onlarda çalışamayacak halde oldukları için fakirlik ve yoksulluk had safhada iken düşman halkımızı en zayıf anında sırtından hançerledi. Askere gidenler geri dönmeyince köylerde genç nüfus kalmadı.Yaşlı erkekler ile kadınlar kaldı. Onlarda bir şeyler ekip biçemediler ve üretemediler. Buna karşın Ermeniler askere alınmadığından sanat öğrendiler, usta oldular, iyi para kazanır hale geldiler, refah içinde yaşadılar. Birinci Dünya Savaşı başlayınca seferberlik ilan edildi. Bizeri’den 300 kişi bir anda cepheye götürüldü. Boyalı’dan 60 kişi gitti. Bunların kimisi Rus Cephesine, kimisi Yemen’e gönderildi. Bu durumu bilen içimizdeki azınlıklar (Rum-Ermeni) saldırıya geçtiler. Türklere pek çok zarar verdiler.

            Daha sonra Türk Ordusu tarafından ezilen bu asiler kaçıp gittiler. Bunların çoğunluğu Suriye’ye göçtüler. Bir çoğuda Lazkiye’ye oradan da Fransa’ya geçtiler.

            O yıllarda bu bölgede yaşayan Ermenilerden birinin kızı komşu köyden bir Türkle evlenip çoluk çocuğa karıştı. Yaşıda epeyce ilerledi. Bazen yanında eski günler anlatılınca çok üzülüp ah çekerek “Biz ne yaptık ne ettiysek  kendimize ettik” diyerek tekrarlarmış. Niye böyle söylüyorsun diye sorulduğunda “Biz Türkleri bu topraklardan kovalım derken kendi ektiğimizi biçtik zararımız kendimize oldu”  dermiş

1963-1965 YILLARI ARASINDA AKBELEN’DEN KESİTLER

            Nüfus ve ekonomi (1963) 1500’e yakın nüfusun vardır. Bir eve ortalama 6 kişi düşmektedir. Köy orta halli ailelerden oluşmaktadır. Zengin denilebilecek aile hemen hemen yok gibidir fakat fakirde çok azdır. En büyük toprak mülkiyeti 60 dönem olup, bu da ancak beş aile kadardır. En ufak mülk 3-5 dönümdür. Sayısı 50 aileyi bulmaktadır. Ortalama mülk 30 dönüm kadar olup 80-90 ailenin varlığı bu civardadır.

Köyün tüm mülkü 5000 dönüme yakındır. Sulanan arazi 4000 dönüm , susuz arazi ise 1000 dönüm civarındadır. Köyde önem sırasına göre, tütün, buğday, pancar, arpa ve yulaf yetiştirilir. Ekilen buğday 1500 dönüm , arpa ise 500 dönüm kadardır. Buğday bire dört, arpa bire yedi verir. Tütün 1000 dönümlük araziye ekilir, her dönümden ortalama 40-60 kg. tütün elde edilmektedir. Pancarda 400 dönümlük araziye ekilir, dönümden ortalama 3 ton pancar elde edilir.

Ailelerin yıllık ortalama kazancı 3000 Lira civarındadır. 1938 yılında başlayan bağcılık son yıllarda gelişmeye başlamış 300 dönüme yükselmiştir. Süt ve yağcılık gelişmemiştir. Dolayısıyla bunlardan kazanç yoktur. Meraların olmayışı hayvancılığın gelişimine mani olmuştur. Birkaç aile arıcılıkla uğraşmakta, fenni kovanlarla iş yapmaktadırlar.

Köyde 250 kadar koyun, 2500 kadar keçi, 600 kadar sığır vardır. Çeki hayvanı olarakta öküz kullanılmaktadır. 250 eşek, 30 kadarda at vardır. Herk, pullukla ve karasabanla yapılmaktadır. Köyde traktör yoktur. Köyün taşıtı kağnıdır.

Köyün 8 tane kamyonu vardır. Bu kamyonlar devamlı olarak civar odun depolarından vilayete odun taşımak suretiyle kazançlarını temin etmektedirler.

Köyde 3 tane değirmen vardır. Bir tanesi 1963’te kurulmuştur. Bu değirmen motorla çalışmaktadır. Diğer iki tanesi su değirmenidir. Köylünün baş gıda ve yiyeceklerinden biri olan bulgur bu değirmenlerde değil de özel taşlarda veya el değirmenlerinde yapılır.

Köyde 6 adet bakkal , 1 adet demirci, 2 adet nalbant, 2 tenekeci dükkanı birde tarım kredi kooperatifi vardır. Kooperatif 16 köyün merkezi olup 859 ortağı vardır. Kooperatif ortakları aldıkları borç paraların hemen hemen hepsini istihsal işlerinde kullanırlar.

Köy esas itibariyle ziraatçıdır. Fakat bilhassa ekin ziraatı köyün yüksek bir refah seviyesine çıkmasına yeterli değildir. Bunun için türlü kazanç yollarına baş vurulmakta, örneğin köy sandığı hesabına yeni yeni fidanlar dikilmek suretiyle gelir kaynakları çoğaltılmaya  çalışılmaktadır. Son aylarda (1963) 1080 adet mahlep fidanı dikilmiştir. 30 ceviz ağacı, 1000 adet kadarda kavağı vardır. Tüm bunların geliri köy sandığına aittir. Yıllık ceviz ve mahlep geliri olarak bütçeye 2000 Liraya yakın gelir kaydedilmektedir.

Köyde çeşitli kurslarda açılmıştır. 1944-1945 yılları arasında dokumacılık (tezgah) kursuna 20 kız ve kadın iştirak  etmiş olup bir devre sürmüştür. Kurs bitiminde ve örnek olmak amacıyla 8 kursiyere tezgah verilmiştir. Bu tezgahlarla köylü özel ihtiyaçlarını karşılayabilmektedir.

Eskiden bir marangozun bulunduğu köyde dört yıl evvel açılan kursla sayıları 10’a yükselmiştir. Biçki-dikiş kursuda açılmış olup bu kurslara iştirak eden talebelere aile nizamı, görgü ve iş bakımından çok faydalı olmuştur.

Eğitim ve kültürel durum:. Şimdiki okul binası ( o yıllarda kullanılan) 30 yıl evvel yapılmış (takriben 1935’lerde) olup altı sınıflıdır. Altı öğretmen görev yapmaktadır. Köyde hemen hemen okumamış kimse yoktur. Okumuşluk oranı %80’i bulmaktadır. Okul çağındaki çocukların okula devamı %98 civarındadır. Bu oran iki üç yıl evvel daha düşüktür. O zamanlar kız öğrencilerin devamında da güçlük çekilmekteydi.

 
Köyün eski okulu (1965)

Şimdiye kadar okuldan 300’e yakın öğrenci mezun olmuştur. 20’ye yakın kimse orta tahsilini, bir tanesi de yüksek tahsilini yapmıştır. Köy çocuğunu birinci derecede ve devamlı surette aile ve çevresi terbiye eder, çocuk köyde hayvanlarla, sapan, tarla vb. işlerle uğraşır. Bunun için çocuklar küçük yaştan itibaren devamlı iş başındadır.

            Ekonomik kısımda belirtildiği gibi dikiş, nakış kursu köyde açılmış olup bu gün dikiş-nakış bilmeyen genç kız kalmamış gibidir. Köyde dikiş makinelerinin sayısı 40’ı geçmektedir.

Köyün Yaşayışı: Sosyal kuruluş ve yardımlaşma açısından bakacak olursak; köylü kendi ihtiyaçlarını teşkil eden ekmek, et, süt, yoğurt, yumurta, sebze ve meyve gibi yiyecekleri bizzat üretir. Giyeceklerini dışardan alır. Evlerini kendileri yaparlar. Hayvanların yemlerini tabiattan alır veya ondan istifade ederek kendileri hazırlarlar. Bütün bu işleri yaparken aile fertler hep birlikte çalışırlar. Bunun için köydeki aileler, bedensel, ekonomik veya sosyal krizlere harikulade bir şekilde ses çıkarmaksızın dayanabilmektedir. Onun için aileyi meydana getiren fertlerin vazifelerini gözden geçirmekte fayda vardır.

Ailenin can damarı annedir. Çocuklarına bakar, onları yetiştirir. Yiyecek ve giyeceklerini ailenin fertlerine hazırlar. Evi temizler. Tertip ve düzenlerini sağlar. Hayvanlara bakar, tarla-bağ ve bahçe işlerine bakarlar. Eğer baba ölmüşse evin reisi annedir. Evin harici işlerinde erkek çocuğu yoksa vazife yine annenindir. Kız çocuğu harici işlere gönderilmez. Köy odası , resmi işyerleri gibi yerlere anne kendisi gider. Süt sağmak, yoğurt, yağ, çökelik, peynir yapmak; yün ve örgü işleri, çorap, kilim, heybe, çanta, aba ve şalvar dikmek yine anneye düşen devamlı görevler arasında yer alır.

Ailenin reisi olan baba hem aileyi idare eder, hem de zirai işler gibi en eski ve çok zor bir mesleğin bütün icaplarını yerine getirir. İşi ağırdır. Lakin işi ile o kadar yorulmuştur ki faaliyet onun özü olmuştur. Vazifesinin mühimi ailesinin geçimini temin ve idare etmek, ailenin menfaatini korumak, çocuk yetiştirmektir.

Baba boş zamanlarını köyün “köşe yada çenenin önü” denilen yerinde ve insanlarla oturarak geçirir.

Bütün köy ailelerinin çok çocuğa kavuşmak isteği vardır. Çocuk doğar doğmaz göbeği kesilir. Başka yerlerde olduğu gibi ağzına bir miktar yağ ve bal çalınır. Yedi günlük olunca kulağına ezan okunarak adı konulur.

Höllük denilen sıcak toprak içerisine konularak kundaklanır. Bebekleri uyutmak için ninniler söylenir. Bunlara örnek olarak;

Bahçeye kurdum salıncak                   

Eline verdim oyuncak                          

Ne uyuman hey yumurcak                   

Ninni yavrum ninni...    

 

Ninni dağların eteği      

Bu köy garipler yatağı

Anasının dert ortağı     

Ninni yavrum ninni...

 

Çok ağlayan çocuklara nazar değdi denilerek kurşun döktürülür. Nefesi keskin kimselere okutulur. Nazarlık takılır. Kaburga kemikleri batmıştır diye ters çevrilir. Anneler yoğunluklarından dolayı çocuklarla tam anlamıyla ilgilenemezler. Çocuk hastalandığında çok ciddi bir tepki gösterilmez. Çocuğu sıcak çalarsa (güneş çarpması) vücuduna sarımsaklı yoğurt sürülür. Soğuk algınlığına karşı pekmez yedirilir veya çocuk terletilir.

Bu şartlar altında büyüyen çocuk 9-10 yaşlarına geldiğinde belli başlı işleri ve meslekleri öğrenmiş olur. Hayvanlara bakmak, tarla sürmek, araba ve hayvana yük yüklemek, hayvanlara bakmak gibi.

Kız çocukları kardeşlerine bakar, evleri temizler, çeşmeden eve su getirir, dikiş diker, çorap örer, ekmek ve yemek pişirir.

Köylünün eğlenceleri genellikle düğünlerdir. Düğün umumiyetle bir hafta sürer. Düğün yapılmadan düğün sahibi akrabalarını toplar, nasıl bir düğün yapılacağını, gelecek misafirlerin kimlerde ağırlanacağı gibi konular karara bağlanır.

Köy halkına okunyuntu denilen davetiye gönderilir. Bu davetiyeler duruma göre terlik, sabun, havlu gibi şeylerdir.

Düğün başladığında başka köylerden gelecek misafirlerin yolu gözlenir, davul-zurna ile karşılanır. Düğün devam ettiği müddetçe her gece geç saatlere kadar eğlence düzenlenir. Köyün orta yerinde ateş yakılır. Köy gençleri çeşitli kıyafetler giyerek ateşin etrafında davul-zurna eşliğinde türlü oyunlar oynar.

Gelin başka köyden geliyorsa merasimle getirilir. Gelin köyünün gençleri damat tarafından hediyeler ister. Düğün alayı ve vasıtanın önü iple kesilir. Düğünün biteceği gün istenirse güreş düzenlenir.

Eski camiye gelince; minaresi 1963’te tuğladan yapılarak yenilenmiştir. Köy idaresinin elinde para olmamasına rağmen birkaç günde büyük miktarda para toplanmıştır. Caminin masraflarını karşılamak üzere bir miktar arazi tahsis edilmiştir. Bu arazi muhtarlıkça işletilmektedir. Caminin masrafı ve tamiri için halk elinden geleni yapar. Caminin odun ihtiyacını halk gidermektedir.

Camiye köy halkından bir kişi görevlendirilir ve bu kişi caminin temizlik, ısınma gibi faaliyetlerini yerine getirir. Bu kişinin ücreti halk tarafından karşılanır.

İmam aydın bir kişidir. Fakat yaşlı ve alim olmasına rağmen köyün kalkınması için halka tesir edememektedir. Zaman zaman Hafız Bekir Efendi bundan dert yanar. Lakin köylünün hocaya saygı ve hürmeti büyüktür. 40 yaş üstü olan herkes camiye devam etmektedir. Köyün yeni mahallesinde okulun yan tarafında cami yapımı için önceden ayrılmış arsaya 1965 yılının yaz mevsiminde cami yapma hazırlıklarına başlanılmıştır.

1964 yılında 5 bin liraya  yapılan hamama pek gidilmemektedir. Kadınlar ve çocuklar yunnuk denilen yerde yıkanmakta erkekler evde banyo yapmaktadır.

 

Köy hamamı (1965)

İhtiyar heyetinin gayreti ile 1964 yılı Mart ayında yakıt parası köye, yapımıda bayındırlık müdürlüğüne ait olmak üzere köyden şoseye uzanan 4 km’lik yol yaptırılmıştır. Çevre ile haberleşme bekçi, muhtarlık yada orman muhafaza memurluğunun telefonları ile, posta işleride 15-20 günde bir celpçi ve vilayette bakkallık yapan köylüler vasıtası ile olur. Doğum ve hastalık gibi ani vakalarda haberleşme telefonladır. Kışın vasıtalar yaz mevsiminden daha sık işler. (Kaynak: Altuğ ACUNER, 1963-1965 yılları arası köy incelemesi çalışması. O yıllarda kendisi ve hanımı köyde öğretmenlik yapmıştır).

GÜNÜMÜZDE AKBELEN (2004)

            Yapılan tespitlere göre Akbelen’de ve Akbelen dışında yaşayanların nüfus bilgileri şöyledir:

                                        Hane Sayısı Yaklaşık Nüfus

            Akbelen                       370                             2250

            Tokat                          450                             2500

            İstanbul                        120                               500

            İzmir                              60                               250

            Ankara                          25                               100

            Yurtdışı                          75                               330

            Diğer                             50                               170

            TOPLAM                 1150                             6100

Akbelen kasabasının geliri tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Şeker pancarı, vişne, domates, patates, yeşil ve kuru fasulye, buğday, soğan, salatalık, sarımsak, ceviz, badem, elma, kiraz, biber, nohut, mahlep vb. meyve ve sebzeler yetiştirilmektedir. Son yıllarda meyveciliğe olan eğilim artmaktadır. Yeni meyvelik alanlar oluşturulmakta, bu konuda Tarım İl Müdürlüğü’nün de desteği alınmaktadır.

            Tarımcılık istenen düzeyde değildir. Çok büyük miktarda sulu ve verimli topraklara sahip olan Akbelen istenilen düzeyde üretim yapamamaktadır. Sera üretiminin yanında, organik tarıma da son derece müsait olan arazi şartları atadan kalma bilgi ve tekniklerle işlenmeye devam edilmektedir.

            Yıllık ortalama 300 ton civarında vişne üretimi yapılmaktadır. 15 bin yetişkin, bir o kadarda fidan bulunmaktadır. Bunun üçte ikisini Dimes, üçte birini de diğer firmalar meyve suyu sanayiinde değerlendirmektedir. 

            Kasabada 120 civarında traktör bulunmaktadır. Bunların yanında da römork, tırmık, patoz vb. ekipmanlar mevcuttur.

            18 hanede toplam 2500 kadar yerli tip koyun vardır. Büyük baş olarak ta 2000 civarında hayvan mevcuttur. Bunların tamamına yakını yerli cinstir.

            Köyde  özel sektör girişimi olarak alabalık tesisleri mevcuttur. 1997 yılında yaklaşık 20 ortaklı olarak kurulan bu tesiste yıl boyunca üretim yapılmaktadır. Yıllık ortalama 10 ton üretim yapılmakta ve iç piyasada değerlendirilmektedir. Elde edilen gelirin büyük bir kısmı yeniden yatırıma yönlendirilmektedir. Alabalık bu bölgenin simgesi haline gelmiştir.

            Hayvancılık açısından da yeni projeler düşünülmektedir. Hayvancılık bölgede çok gelişmiş değildir. Önceden kullanılan köy dışında kurulmuş hayvan yetiştiriciliğine yönelik ahırlar atıl durumda beklemektedir. Mevcut hayvanlar daha çok aile ihtiyaçlarını karşılayacak düzeydedir. Elde edilen sütlerin çok az bir kısmı Dimes ve Aytaç Süt Fabrikası’na satılmaktadır. Hayvan yetiştiriciliğine müsait arazisi ve bölgenin en güzel yaylasına sahip olan Akbelen maalesef bu avantajdan yararlanamamaktadır.

            Akbelen; turizm rehberlerinde de özellikle belirtilen Tokat yöresinin en güzel yaylalarından biri olan  yaklaşık 1800 metre yüksekliğinde bir yaylaya sahiptir. Burası çim kayağına da son derece uygundur. Belediye tarafından buraya yazlık evlerin yapılmasına öncülük edilmiş ve elektrik çekilmesi konusunda girişimlerde bulunulmuştur.

            Akbelen Kasabası tipik bir Tokat köyü özelliklerini yansıtmaktadır. Diğerlerine oranla göze çarpan bir farklılığı yoktur. Belediye olduktan sonra alt yapı problemlerinin çözülmeye başlamasıyla birlikte sosyal yönden bir canlanma göze çarpmaktadır.

Gelenek ve göreneklerine son derece bağlı olan Akbelen halkının şu anda okuma yazma bilmeyeni hemen hemen yok gibidir. Tokat köyleri içinde eğitimli insan gücü açısından en zengin köy denilebilir. Yeni neslin eğitim düzeyi en az ortaokul, büyük bir kısmı ise lise mezunudur.

İlköğrenimlerini köyde tamamlayan çocuklar köy halkına ait arabalarla Tokat merkeze günlük olarak götürülmek suretiyle değişik liselerde eğitim almaları sağlanmakta ve bunların yüksek öğrenim alabilmeleri içinde çaba sarf edilmektedir

Köyde Vali Recep YAZICIOĞLU zamanında köylü-valilik işbirliği ile yapılan ilköğretim okulu ve bu okula ait öğretmen lojmanları mevcuttur. Eski ilkokul binası yıkılmıştır.  Bunun yanında önceden ortaokul olarak kullanılan binada vardır. Fakat burası boş bekletilmektedir.

Köy halkı geçmiş yıllarda tüm Türkiye’de olduğu gibi gelişmiş bölgelere çok sayıda göç vermiştir. Köyde neredeyse genç kalmayacak duruma gelmiştir. Fakat Çakırdere mevkiine baraj yapılması ve Köyün 1999 yılında belediye olmasıyla birlikte köy halkı arasında yeniden bir toparlanma olduğu gözlenmektedir. Göçün durmasının yanında tersine göçün olduğu dahi gözlenmektedir.

Akbelen’de günlük ihtiyaçlara yönelik olarak demircilik, marangozluk ve kaynakçılık gibi meslekleri icra eden aileler mevcuttur.

Temel sağlık hizmetlerini alabilmek amacıyla doktoru ve hemşiresi olan bir adet sağlık ocağı mevcuttur. Bu sağlık ocağından daha kapsamlısı ise 3 kilometre uzağındaki  Yalancı Sağlık Ocağı’dır. Halk temel sağlık hizmetlerini bu kurumlardan almakta, daha büyük ihtiyaçlar için Tokat’a gitmektedir.

Tarım kredi kooperatifi aktif olarak hem Akbelen’e hem de civar köylere hizmet vermektedir. Bunun yanında Tarım İl Müdürlüğü köyde bir temsilcilik açmış ama daha sonra bu temsilciliğin faaliyetleri durdurulmuştur.

Daha önceden tek muhtarlığı olan köy, belediye olduktan sonra üç muhtarlık bölgesine ayrılmıştır. Yerleşim planı çıkarıldıktan sonra mahallelere ve sokaklara isimler verilmiştir.

İsteyen her eve telefon bağlanmıştır. Merkezi bir köy olması nedeniyle diğer köylerin telefon santrali de buraya yerleştirilmiştir. Cep telefonu imkanından yararlanmak amacıyla çalışmalar yapılmaktadır.

            Akbelen’de normal televizyon ve radyo yayınlarının yanında , ailelerin bir çoğu çanak anten yardımıyla uydudan yayın yapan televizyon ve radyolara da ulaşabilmektedir.

Önceden içme ve ihtiyaç suyu mahalle çeşmelerinden temin edilirken şu anda her evde su tesisatı bulunmakta ve ücretsiz olarak halkın hizmetine sunulmaktadır.

Ekmek ihtiyacı mahalle aralarındaki şahıs fırınlarından temin edilirken, belediye tarafından da büyük miktarda ekmek ve pide üretiminde kullanılan bir fırın inşa edilmiştir.

Köyde bir tanesi tarihi iki tanesi de yeni olmak üzere üç cami mevcuttur. Bunlar mahalle isimleriyle; Musalla Cami (1983), Orta Cami ve Yeniköy Camisi (1965) olarak adlandırılır. Orta cami denilen tarihi cami 2003 yılında tamirattan geçirilmiştir.

YALANCI  KÖPRÜSÜ 

Tokat  havalisi ve Akbelen (Bizeri) ovasını  fetheden  Melik Gazi – Hüseyin Gazi –Hasan  Gazi   Komutanların  fetih esnasında yazın  geçtikleri  zaman   yalancı  ırmağında  su  görmemişler, ertesi  bahar Yalancıya  geldiğinde  ırmak  çoşkun akmaktadır, su sel olarak  aktığından  geçemezler. Melik Ahmet  Gazi  Ey  yalancı  ırmak  beni kandırdın”  dedikten  sonra  hemen buraya  bir köprü yapılmasını  emreder.  Bu  köprüde  çalışan  işçiler her sabah sorulduğunda  yalancı ya  köprü yapmaya  gidiyoruz derler. O günden sonra buranın adı Yalancı kalır . Halkın diline de  yerleşir.

            Tokat’ta  bulunan  Hıdırlık  köprüsüyle aynı  mimari üsluptadır.  Köprü   1982  yılına  kadar  orijinal haliyle  duruyordu. Fakat  yalancı köprüsünde  çok  trafik  kazası  olduğu için  köprüyü  genişletme  ihtiyacı  doğdu. 1982  yılında  köprünün korkulukları  yıkılarak  yanlara ikişer  metre sündürme yapılmıştır. Tarihi görüntüsü  bu nedenle değişmiştir.Yalancı  köprüsü en son Halil Rıfat Paşa  zamanında tamirat  görmüştür.

Yalancı Köprüsü’nün tadilattan önceki hali

AKBELEN  YAYLASI

            Tokat’a  29 km. uzaklıktadır. Topçam  Dağı üzerinden gidilirse  uzaklık   26 km’ dir. Fakat  Akbelen  kasabası  üzerinden  gidilirse  kasabaya uzaklığı 10 km’dir. Çevredeki  yaylalara  göre  en yüksek ve  en geniş  alana sahiptir.  Rakımı 1750  metredir.

Kırsal alanı çok  hoş  görüntü arz etmektedir. Çim  kayağına  uygun  geniş  kırsal alana sahiptir. Çam ve kayın (gürgen) ağaçlarından oluşan muhteşem manzaralı  ormanlarla çevrilidir.Yaylanın güneyindeki Kalay Yeri ve Çiftlik mevkii eski bir yerleşim merkezidir.

            Ormanda; çam, kara çam, gürgen, pelit, yaban kavağı ve meşe ağaçları bulunmaktadır.

            Güllük Tepe (Güllü Önü) mevkii çok güzel bir mesire yeridir. Çeşmesinden akan su buz gibidir. Karpuzu çatlatmaktadır. Altı tane oluğu vardır. Çeşmenin batı tarafındaki  çukurda haziran ayı ortalarına kadar kar erimeden kalır.

           Akbelen Yaylası’nın etrafında çevre köylerin (Boyalı, Binecek, Cincife, Avlunlar, Benli...)  yirmiden fazla yayla yerleşim merkezi vardır.Yayla evlerinin bulunduğu yere oba denilmektedir. Akbelen Yaylası’nın etrafındaki dağlar şunlardır; güneyinde Kalay Yeri, Karagöz Dağı, doğusunda Kara göl, Karaçam Dağı vardır. Güney batısında Aralık Dağı, kuzeyinde (Erbaa tarafında) Güllü Önü ormanları bulunmaktadır.

            Ermenilerin köyde yaşadıkları zamanda o günün Ermeni büyüklerinden Koca Menük isimli kişi çok ısrarlı çalışmaları sonuncunda Akbelen Yaylasının tapusunu çıkarttırmıştır. Halk bunun üzerine “gitti Menük, geldi Menük; tapuyu aldı Menük” diye söz uydurmuştur.

            Tarih boyu Akbelen Yaylası piknik için aranılan yer olmuştur. Akbelen Yaylası’nın Kale Yeri (Kalay Yeri) denilen mevkii eskilerden Ermeni Azınlığın yaz aylarında toplanma yeri olup burada kurban kesip rahiplerinin liderliğinde dualar edilirmiş. Bu bölge ayrıca avcılarında çok sevdiği avlanma merkezidir.

Tokat’tan yaz aylarında buraya piknik için günlük onlarca araba  ile insanlar gelmektedir.

Akbelen Yaylası’nın Paralık mevkii çim kayağı, kışınsa kar kayağı yeri olarak çok uygun olup, yatırımcılarını  beklemektedir.Yaylada çok lezzetli “içi kızıl mantar” yetişmektedir.Genellikle bu mantarı bulmak için "evlek" denilen yarım ay şeklinde; yaklaşık yarım metre eninde, dört-beş metre uzunluğundaki siyah çayır alanlarına bakmak gerekir. Bu evlek mantarından yiyenlerin hiç birisinde zehirlenme vakasına rastlanmamıştır. Aynı zamanda civciv mantarı denilen bir başka türde çok lezzetli mantardır. Daha çok taşlık alanlarda yetişen kulak mantarı da bu bölgede yetişen zehirsiz mantarlardan biridir.

Yaylada sayısız bitki türü ve çiçeklerin çeşitliliği dikkat çekmektedir. Burada küçükbaş ve büyükbaş hayvan yetiştiriciliğine uygun otlaklar bulunmaktadır. Bu otlaklarda otlayan hayvanların etleri çok lezzetli, sütleri çok yağlıdır.

YAYLA’YA GÖÇ

            Eski Türk töresinden gelen yaylacılık, son onbeş-yirmi yıla kadar  aynen uygulana gelmiştir. Nisan ayı ortalarından itibaren yaylaya çıkılır, bu çıkış sırasında bir şölen havasıyla, davul zurna eşliğinde koyun sürüleri yayla yollarına dizilirdi.

            Çobanlar, gençler, türküler söyler; genç kızlar maniler dizerlerdi. Bunlara örnek olarak aşağıda birkaç örnek veriyoruz.

 

Bizeri’nin dağlarında                           

Bülbül öter bağlarında             

Benim bir yarim var ki             

On sekizlik çağlarında           

 

Yaylanın çayırında

Atım yok ki yayıla

Gezerim deli dolu

Yarim yok ki darıla

 

Yaylanın yollarında

Gül açmış bağlarında

İlik düğme olaydım

Yarimin kollarında

 

Çıksam yayla düzüne

Varsam suyun gözüne

İşim gücüm olmasa

Baksam yarin yüzüne   

 

Çık yaylaya yaylaya                                        

Su bağlaya bağlaya                             

Nazlı yari bulamazsan                         

İn ağlaya ağlaya

 

Yaylanın yolundayım

Gürgenin dalındayım

Anam beni sorarsa

Sevdiğimin yanındayım

 

Sarı çuhalımısın                                               

            Koyun çobanımısın                                         

Neden benzin sararmış                        

Sendemi sevdalısın                                         

 

Koyunu heyle çoban

Kelleleri yemesin

Sevip sevip ayrılan

Ben yiğidim demesin

 

Dağ başında kar katar katar

Arının verdiği bal bana yeter

Arının verdiği balı neylerim

Yar ile gezdiğim kâr bana yeter

 

Yüce dağ başında kar bölük bölük

Esme seher yeli yüreğim yanık

Banada derler yaralı geyik

Ilgıt ılgıt kanım akar

 

Aşağıdan gelir nazlı yarin göçü

Yinemi göç oldun canımın içi   

Yedi yıldır saklarım verdiğin saçı         

Belki kefenime lazım olur                    

 

Yukarıda örnekleri verilen mani ve türküler gibi daha niceleri göçe katılan kişiler tarafından dillendirilir, yolculuğun neşeli bir şekilde geçmesi sağlanırdı.    

Yaylaya varıldığında obanın en yaşlısı tarafından hayvan sürülerinin kurt  saldırılarından korunması için  “kurtağzı bağlama” töreni yapılırdı. Çeşitli dualar okunarak her duanın bitiminde bir düğüm atılır, bir şekilde Allah’tan hayvanların korunması dilenirdi. Bu törenin yapılmasının gerekliliği yöre halkının inançlarından ileri gelmekteydi.

Obada çocuğu, genci ve yaşlısı ile çelik-çomak, bitti (saklambaç), dört tombalak, aşık oyunu gibi daha birçok oyun oynanır, paralıkta tahta  kızakların altı tereyağı ile yağlanıp kayak yapılırdı.Yeni doğan çocukların en az beş yaşına kadar yaylada büyümesi istenirdi.

Yaylada ekim ayı sonu veya kasım ayı başına kadar kalınır, dönüşte ise sürüler çoban kavallarının sesleri eşliğinde Aşut’tan salıverilir, Paralıktan geçilir, Gıcıtkapı mevkiinde koyunla kuzu birleştirilirdi. Ağca Dede türbesi (Danişment Gazi’nin  şehit askerlerinden biri olduğu rivayet edilir) ziyaret edilerek dualar okunur, Çiftlik denen yere gelindiğinde göç alayı durup dinlenir yemek yenilir,hayvanlar sulanırdı.Gümbürdere geçilirken nineler torunlarına “Nallı Tilki” hikayesini anlatarak öğütlerde bulunurdu.Yokuş Başı’na gelindiğinde artık (Bizeri) Akbelen görünmeye başlar, Yokuş hızlıca inilir, Çakır Dere su gözesine gelinip (şu an üzerine sulama barajı yapılmıştır) son kez mola verilirdi.

Köyde kalanlar Ulutlar mevkiine kadar gelir, ulutların alt tarafındaki su değirmeni civarında yaylacıları karşılarlar, birbirlerine sarılarak hasret giderirlerdi.Topluca köye girilir herkes evine çekilir, köyde kalanlar yayladan gelenlere hoş geldine gider yaylacılarda  onlara “Koyutmaç” tatlısı ikram ederlerdi. (Koyutmaç: Sonbaharda koyulaşmış olan koyun sütü ateşe konur içine şeker ve nişasta ilave edilerek karıştırılıp pişirilen ve soğuk olarak servisi yapılan bir tatlı türüdür)

.           AKBELEN MERKEZ CAMİİ

            Akbelen Merkez Camii Tokat müzesi tarafından tescillidir. Moloztaş  malzemeli taş duvarları 50 cm. kalınlığındadır. Kare planlı duvarlar üzerinde tek kubbelidir. Kubbeyi sekiz ahşap direk taşımaktadır. İç yüzeylerindeki süslemeler onarımlarla yenilenmiştir.

            Camii Türklerin buraya yerleşmesiyle inşa edilmiş, çeşitli dönemlerde önce sellerle daha sonraları da depremlerle tahrip olmuş, tamir görerek şimdiki haliyle onarılmıştır.1983 yılındaki tamiratta batı tarafındaki çıkıntı, müze tarafından yıktırılıp  aslına uygun olarak tamir edilmiştir.

            300 yıllık olduğu sanılmaktadır. Fakat müze kayıtlarında 19.yılın ilk yarısında tamir gördüğü için  “19.yy’da yapıldığı tahmin edilmektedir”  diye yazılıdır.

AKBELEN HARİTALARI

 Yollara göre Akbelen’in konumu

 

AKBELEN   BARAJI


AKBELEN  BARAJI


 

 Barajın Yeri

 Tokat

 Akarsuyu

 Çakır

 Amacı

Sulama

 İnşaat(baş.-bit.) yılı

 

1995

 

 Gövde dolgu tipi

Toprak Dolgu

 Gövde hacmi

  727  hm3

 Yükseklik

 43 m

 Normal göl hacmi

 1432 hm3

 Nor.sukot.göl alanı

 114 km2

 Sulama alanı

 336 ha

 Güç

  MW

 Yıllık Üretim

 GWh

DSİ. Verilerine göre Akbelen Barajı

Yaylacık dağından gelen çeşitli su kollarının boşa akışını engellemek, bunu kullanılabilir hale getirmek amacıyla köy halkının yoğun girişimleri ve Devlet Su İşlerinin uygun görüşüyle Çakırdere denilen mevkiye Akbelen arazisinin hemen hemen tamamını sulayabilecek düzeyde baraj inşa edilmiştir. Burada toplanan su ile Akbelen arazisinin  tüm yıl sulanmasının yanında civar köylere dahi su verilebilmektedir. Yapılan bu çalışma halkın yüzünü güldürmüş, verim çok büyük oranda artmış, ürün çeşitliliği çoğalmıştır. Baraj yapılıp bittikten sonra meyveleri toplanmaya başlanınca, köyümüz eski öğretmenlerinden merhum Bahattin UĞUR 2000 yılında şu şiirini kaleme almıştır:

AKBELEN BARAJI

Burasının ismi boş bir mera                 

Adını koymuşlar Çakır’ın dere 

Kimseye faydası yok ne yare              

 

Barajın yapımına karar verildi  

Proje etütler yere serildi                      

Köy halkına neler soruldu                   

 

 

İşe başlandı 1986 yılında                     

Akbelen köyü bunun solunda              

Makineler çalışır kendi halinde 

 

Kanal yolları yayıldı ovaya                  

Eski topraklar uçtu havaya                  

Bereket geldi eve yuvaya                    

 

Yarıldı dağ tepe kanal yolları

Yayıldı ovaya bunun kolları

Görüldü şimdi güzel halleri

 

Şimdi burası gezi yeri oldu

Suyu havası şifayı buldu

Taksiler her gün yollara doldu

 

Yaylacıktan selam olsun gölüme

Akar giderim onun yoluna

Sevinirim şimdi güzel halime

 

Yaylacık suları kardeş oldular

Toplanıp kırdan göle doldular

Selameti ancak burda buldular

 

Ovaya artık bereket yağdı

Ambarlar şimdi ürünle doldu

Çiftçinin sönük yüzleri güldü

 

Bu şiiri yazmakla bitmez

Daha fazlasına bilgimde yetmez

Bacalardaki baykuşlarda ötmez

Sebep olanlardan Allah razı olsun

Dünya ahiretleri nur ile dolsun

 

AKBELENİN ADININ GEÇTİĞİ BAZI TARİHİ BİLGİLER

·        Bazı yerlerde imar hareketleri; 1323 (1907-1908) Çiftlik, Bizeri ve Turhal’da hükümet konakları (köy odası) yapıldı.

 

Köy odası (1965)

            * Birinci Cihan Harbi yıllarında Tokat’ın durumu (1915-1916-1917)

            Harbin ilk yıllarındaki heyecan bir yıl geçmeden söndü. Herkes evini, çoluğunu-çocuğunu düşünüyordu. Cepheleri terk edip memleketine dönüyordu. Döndüğü zaman da tabiiki evinde rahat oturamayacaktı. Asker kaçağı olduğundan soluğu dağlarda alacak, kendisi gibi kaçaklarla birleşecek, çeteler kuracak, soygunlara başlayacaktı.

            Gündüzleri büklükler kaçaklarla dolar, geceleri yolculuğa devam ederlerdi. Bu gün yapılan bir tekne dolusu ekmekten ertesi sabaha bir somun kalmaz, gece gelen kaçaklar doyurulmak zorunda kalınırdı. Bu şekilde yola devam edenlerin çok zararı olmazdı. Hatta silah ve cephane satanlar olurdu.

            Tüm bunların yanında Tokat’ın yerlisi olan kaçaklar kurdukları çetelerle yolları  keserler , köyleri basarlar, hasımlarını öldürürlerdi.

O günleri yaşayan bir kişi şöyle anlatıyor “Bizeri ve çevresinin çetelerinden birisi çiftliğimizi bastı, on üç baş malımızı sürdü, yük de hafif ne varsa aldılar, yastık ve döşeklere birer bıçak vurdu, içinin yünlerini boşalttı, yüzlerini aldılar. İşin acıklı yönüne bakınız ki, bu eşkıyayı izlemeye çıkan jandarma astsubayı güç yetiremedi de bir Rum çetesinin yardımını temin etti ve ancak bu suretle eşkıyanın hakkından gelebildi.”

Çeteler o kadar kuvvetlendiler ki bulundukları çevrede adeta hükümet sürdüler. Devlet memurları bunların aracılığıyla vergi topladılar. Bizeri’li Kara Mıstığın yaptığı düğüne jandarma yüzbaşısı ve Tokat’ın ileri gelenleri davetli olarak katıldılar.

BİZERİ ve OMALA KÖYLERİNDEN KAÇANLAR

Omala , Bizeri ve buralara bağlı bulunan bazı yerlerin mukataası mutasarrıfı Sivas eski Kethüdayeri İnce Ağa (Malikânem köylerinin halkı yurtlarını terk etmekte civar yerlere dağılmakta ve bu suretle mukataanın eksilmesine sebep olmaktadırlar) diye padişaha şikayet etmiş ve ne yazık ki padişah da sebebini araştırmadan adamları buldurarak köylerine gönderilmesini istemiştir. (3 Zilhicce)

1228 / 1813 TARİHLİ MASRAF DEFTERİNDE GÖRÜLEN OLAYLAR

Erzurum valisi eski sadrazam Ahmet Paşa Bizeri köyüne , Kumanat (Gümenek) ve Kâfirni (Almus) nahiyelerine uğrayarak Tokat’a gelmiştir.

1231 / 1816 TARİHLİ MASRAF DEFTERİNDE GÖRÜLEN OLAYLAR

Kars valisi Mahmut Paşa Niksar üzerinden Bizeri ve Omala’ya uğramış, Tokat’a gelmiştir. Şerefine top atılarak şenlik yapılmış, ikramiye verilmiştir.

BİZERİ KÖYÜ’NE YAPILAN ZULÜMLER (1232-1817)

Tokat kazasına bağlı Bizeri , Omala, Gevle ve Camiliköy halkı verdikleri bir arzuhalde  her yıl üzerlerine düşen ağnam vergilerini eskiden olduğu gibi toplayanlara tamamen ödedikleri halde bir iki yıldır (mültezimlerin) zorla fazla vergi aldıklarını ve zulüm yaptıklarını şikayet etmiş , bu gibi zorbalıkların kaldırılmasını rica etmişlerdir. (12 Cemaziyülahir 1817)

Kayıtlara baş vurulmuş ve neticede usuller dışına çıkılmaması , şartlara aykırı vergi alınmaması , bu gibi zorbalık yapanların şeriyece defedilmeleri bildirilmiştir.

1233 / 1818 TARİHLİ MASRAF DEFTERİNDE GÖRÜLEN OLAYLAR

Trabzon valisi Hüsrev Paşa Turhal-Tokat-Bizeri yolu ile geçmiştir.

Elhac Paşa (Sivas valisi Hacı Ali Paşa olmalı) Omala ve Bizeri köylerine uğramıştır.

1236 / 1821 TARİHLİ MASRAF DEFTERİNDE GÖRÜLEN OLAYLAR

Kars valisi Osman Paşa Tokat’a gelmiştir. Gidişlerinde kendisi Omala köyünde , askerleri Bizeri Köyünde bir gece konaklamışlardır.

1237 / 1822     BENDER’Lİ ALİ PAŞA TOKAT’TA

Ahıska’dan İstanbul’a giden Bender’li Ali Paşa, Niksar üzerinden gelmiş, kendisi Bizeri’de adamları Armus(Küçük Almus), Omala, Ohtap, Boyalı köylerinde kalmışlardır. Karısı ve birçok adamları da iki Tokat’ta misafir edilmişlerdir.

1237 / 1821-1822 TOKAT’IN MALİ DURUMU

Tokat Mahalleleri                     362624 Kuruş

Tozanlı Nahiyesi                        90656 Kuruş

Kumanat (Gümenek)                 60438 Kuruş

Kâfirni (Almus)                          30218 Kuruş

H. 1186 KUMANAT (GÜMENEK) NAHİYESİNE BAĞLI KÖYLER

Köyün Adı                              İl                     İlçe                  Bucak

Acıpınar ile Kışlak                   Tokat               Tokat               Gökdere

Ahmetalan                               Tokat               Tokat               Tokat

Aluç                                        Tokat               Tokat               Tokat

Armus (Küçük Almus)             Tokat               Tokat               Gökdere

Beşören                                   Tokat               Tokat               Tokat

Binli (benli)                              Tokat               Erbaa               Kozlu

Bizeri                                       Tokat               Tokat               Gökdere

Boyalı                                      Tokat               Tokat               Gökdere

Bula                                        Tokat               Tokat               Tokat

b. cincife                                  Tokat               Tokat               Gökdere

Cılkoru                                    Tokat               Tokat               Gökdere

Çördük                                   Tokat               Tokat               Tokat

Dihoy                                      Tokat               Tokat               Gökdere

Difye (dive)                             Tokat               Tokat               Tokat

Eski                                         Tokat               Tokat               Tokat

Fenk                                       Tokat               Tokat               Tokat

Firedökse                                Tokat               Tokat               Almus

Geksi                                      Tokat               Tokat               Tokat

Gereni (Firedökseye ait)          Tokat               Tokat               Almus